Detaylar

Fransa’nın başkenti Paris’te çalışmalarını yarım asırdan fazla süredir sürdüren ressam Ömer Kaleşi’yle çalışmaları üzerine olduğu kadar, yaptığı resimlerden dolayı adı “Kesikbaş “ ressama çıkan Kaleşi, bu benzetmeden fevkalade rahatsız olduğunu dile getirdi. Ressam Kaleşi’yle uzun soluklu bir söyleşi yaptık.

Ömer bey, geleceğe yönelik mesleki çalışmalarınız nedir ?

“Bu sene ve geçen yıldan bu yana, Yunus Emre ile ilgili olarak çalışma başlatmayı düşündüm. Ben zaten Dervişler üzerine çalışma yapmıştım. Her zaman ben Dervişler üzerine çalışmalar yaptım. Ama bu sene ciddi anlamda Yunus Emre ile ilgili olarak Paris’teki Yunus Emre Enstitüsü Müdürü ile konuştuk ve bu konuda bir sergi yapmayı düşündüklerini söyledi. Yunus Emre üzerinde ve Derviş Yunus Emre olarak. Şimdi onun hazırlıklarını yapıyorum. Bu sergi büyük bir ihtimalle Sonbahar’da yapılacak. Sergi için yer arayışı sürüyor ve ben de çalışmalarımı bu konu üzerine yoğunlaştırdım “.

Bildiğim kadarıyla sizin bu atölye tarihi bir atölye, kaç yıldır çalışmalarınızı burda sürdürüyorsunuz ?
“ Çok güzel bir soru, ben akademiden sonra bütün resimlerimi burda yaptım, burdaki çalışmalarım 50 yılı geçmek üzere, biliyorsunuz ben sık sık Türkiye’ye gidip geliyorum. Ama orada hiç resim çalışması yapmıyorum, yalnız düzenlediğim sergiler için gidiyorum. Akademiyi bitirdikten sonra bu güne kadar yaptığım tüm resimler bu atölyemden çıktı, yaklaşık olarak yarım asırdır burada çalışmalarımı bu gördüğünüz atölye ve aynı zamanda evim diyebildiğim burda sürdürüyorum.

Ömer bey, çalışmalarınız arasında sizde iz bırakan özel bir hatıranız var mı ? Bu atölyeniz ile ilgili ?

” Elbette bir değil bir çok hatırası var bende, bu gördüğünüz atölyeyi kendi ellerimle kendim yaptım. 2 sene gibi bir süre uğraştım. içeride ne varsa çıkarıp attım ve bu oturduğum koltuk dışında her şeyi kendi ellerimle yapıp hazarladım. Yalnız çalışma sehpasını satın aldım geri kalanların hepsini kendim yaptım. Kendi arzuma göre isteğime göre bir atölye kurdum, yer benim isteğime ve düşünce tarzıma biraz müsaitti, gördüğünüz gibi tavanının yüksek olması işimi kolaylaştırdı. Asma kat olan kısmını ev olarak kullanıyorum, çalışmalarım ve hayatım burda geçiyor. Burası benim için hem ev hem atölye. İstediğim zaman çalışabiliyorum, istersem dinleniyorum dediğim gibi hem ev hem atölye, belki aile olsa kolay olmaz ama tek başına yaşayan biri olarak çok uygun benim istediğim gibi rahat bir çalışma ve yaşam ortamı benim için .

Siz yıllardır Paris’te Türkiye’de ve çeşitli ülkelerde sergiler açmış bir ressam olarak , geçmişe dönüp baktığınız zaman o zamanki sizin döneminizde ilk başladığınız dönemdeki ressamlarla şimdiki yeni yetişen ressamlar arasında ne gibi bir fark var ve bunlar üzerindeki düşünceniz nedir ?

” Üzülüyorum ilk geldiğim seneler burda güzel bir grup vardı, Abidin Dino gibi Selim Turan, Hakkı Anıl, Ömer Uluç, Yüksel Arslan vardı bunlar iyi bir grup idi , şimdiki gençleri ben fazla tanımıyorum. Ama benim zamanımda onlar vardı ve onlarla görüşürdüm. Esasında daha çok da görüştüğüm Abidin Dino’dur o geldi buldu beni, bana gelirdi, sonra ben ona gittim beraber çalıştık, buraya geldiğinde çok şaşırdı benim atölyeyi çok güzel ve çalışılır buldu. bana çok güzel yapmışsın bana da bir kütüphane yaparmısın dedi. İşte böyle şeyler oluyordu, çok güzel bir ahpaplığımız olmuştu. Selim Turan da çok iyiydi oda ara sıra geliyordu atölyeme, ben çalışırken bakıyorlardı, güzel günlerdi, Sabri Berker’de geliyordu, Neşet Günal da geldi, ilginç bütün hocalarım gelmişt Bedri Rahmi de geldi, gençleri ben fazla tanımıyorum,Ama beraber okuduğumuz dönemden Utku Varlık var, Gomet ara sıra geliyor, onlarla aynı akademi de aynı zamanda okuduk. Başka gençler de var ama onları çok iyi tanımıyorum. Onay Akbaş’ı tanıyorum o biraz daha eski bazılarına göre, bana gelip gidiyor görüşüyoruz ara sıra dediğim gibi genç ressamların çoğunu tanımıyorum.

Sizin çalışmalarınızı, hep Kesikbaş ressam olarak adlandırılıyor sizin çalışmanız veya Anadolu çobanları ile Dervişler üzerine yaptığınız çalışmalar için böyle söyleniyor. Nedir bu kesikbaş olayı ?

Ben bu kesikbaş olayından nefret ediyorum, ben bu lafı hiç duymak istemiyorum. Zaten hiç bir kesikbaş yoktur. Çok iyi ettiniz bu soruyu sordunuz, herkes onu tekbaş gördüğü zaman kesilmiş baş zannediyor, halbu ki ben binlerce demiyorum ama binden fazla baş resmi yapmışım hiç bir baş da bir damla kan izi yoktur. Kesikbaş demek bu gördüğümüz şey yukarıda ikonda duruyor, baş denilince insan inkar edemiyor, insanlar inanamıyor ki bir baş tek başına yaşasın. Ama Jacques Lacarrière’in dediği gibi başlar kendi başılarna yaşıyorlar. Vücuta ihtiyacı yok. Ama vücudun başa ihtiyacı var. kendi başına yaşıyorlar zaten, kan yok, kana benzeyen bir şey yok. Ama bazen baş da gözler kapalı olabilir. Hayatta, insan hayatının yarısını gözü kapalı geçiriyor, yatıyor, uyuyor, aşk yapıyor şarkı söylüyor, ağlıyor, gülüyor. Zaten ben hayatta hiç ağlamadım ama güldüğüm zaman böyle sanki ağlıyorum gibi olur gözümden yaş akıyor gülmekten buna benzer şeyler var. Ama Dervişler, derviş ve çobanlar onları ben Anadolu da gördüm. Talebeyken bir arkadaşım vardı, maalesef o intihar etti bir de Oktay adında başka bir arkadaşım vardı onlarla beraber 5 ay Anadolu’yu gezdik tam Hopa’ya kadar gittik. Hatta tam Rusya sınırına kadar gezip dolaştık ve daha sonra Ege bölgesine uğrayıp oradan Akdenize geçtik yani Efes filan burları gezip dolaştık gerçi onlarla üç ay dolaştık. Onlar sonra döndü onların imkanları vardı. Ben daha sonra 2 ay bütün Ege’yi tek başıma dolaştım 5. ay bütün anadoluyu gezdim, Dervişler ve çobanlarla görüştüm ve bu konu sonra geldi. On seneden sonra bu tarz resim yapmaya başladım. Aradan geçen 10 yıl sonra bu tarz resim yapma düşüncem hasıl oldu. Kesikbaşla ilgisi yok ama herkes öyle diyor. Çünkü bence bu kesikbaş meselesi ben bi sefer burda, yani Paris’te bir Fransız galerisinde orada bir hanım beni orda Edvard Pouillon’la tanıştırdı Edvard Pouillon biliyorsunuz Picaso’nın yakın arkadaşı sonra ben ordan başka birinin atölyesine gititm ve orda iki taner resim gösterdim, o zaman hakikaten başlar yapmıştım, eski resimler ama yine de kan yoktu ama o dedi bu resimler kesikbaş gibi gözüküyor dedi oda anlayamadı ondan sonra ben hiç bir şey demedim ama kesikbaş olmamak için hep uğraştım ve nasıl başı çobanla, Dervişlerle, insanlarla, çocuklarla yaptım ve giydirdim. Mesela baş duruyor sonra kepeneği giydirdim Dervişlerle çok enterasan ilginç olaylar var ben oraya ziyaret yaptığım zaman Hacıbektaş’a da gittim yani Hacıbektaş Veli’nin türbesine gittim ve oraya baktım çok sevdiğim aklımda kalan bir salon vardı ve orda hep Dervişlerin resimleri vardı, o zaman orası gezilebiliyordu.

Mesela, babam bana diyordu resim yap ama, Camii resmi yap, Peyzaj yap ama insan resmi yapma çünkü insan senden öbür dünyada senden can isteyecek. Ben dedim babama insan taş heykel gibi ne diyeyim, babam dedi Allah çok büyük çünkü allah insanı taş gibi heykel gibi çamurdan yaptı, babam tamam dedi Allah yaptı ama o can verdi, sen can veremezsin. Neyse ama allah’tan sonra çok uğraşmadı babam benimle bıraktı, bana öyle bir şeyler söylüyordu, insan yapaacğına baş yapacağına başka bir şey yap diyordu böyle bir şeyler söylüyordu.

Ömer bey, bu güne kadar kaç sergi kişisel ve karma kaç sergi açtınız ve dünyanın nerlerinde açtınız ?

” Kaç sergi ! Belki 100 veya 150 sergim olmuştur. Belki 100 kişisel belki kollektif sergilerle 150 var, en son sergim 5 sene evvel oldu. Ben dönesyon yapıyorum, resimleri vermek istiyorum iki tane dönesyon galeri oldu biri Kosova’da Priştinada 25 tane resim hediye ettim onlara, onlar da bir galeri yaptılar ufak salonda Ömer Kaleşi galerisi diye ve bu resimler hep orada kalıyor. Aynı şekilde geçen yıl Üsküp’te Mere Teresa Universitesi kuruldu ve o Üniversite de istedi onlara da 25 tane resim hediye ettim onlar da aynı şekilde onlar ufak bir salon gösterdiler oraya koyuldu ve onlar her zaman orada kalacak. Şimdi Türkiye’de galiba ilk kez şey düşünüyoruz,. Ben zaten şimdi bana diyorlar niye Avrupa’ya Balkanlara gidiyorsun, tamam ben oralara gidiyorum tamam. Ama onlar beni istiyorlar. Herşeyden önce benim en büyük istediğim şey Türkiye’dir, çünkü bana beni ben yapan ressam yapan Türkiye’dir yani Güzel sanatlar akademisi hocam da Rahmi Eyuboğlu’dur Türk kolleksiyonerleri ve Türkiye’de 30 yıldır birlikte çalıştığım galeri var, şimdi istiyorum ben Türkiye’de galiba konuşuyoruz belki bir şeyler yapılacak bir yerde Türkiye’de bütün 50 tane 100 tane resim bırakabilirim, Nasıl olacak ona bakacağız. Şimdi araştırıyoruz. Ama ben istemiyorum, resimlerim gitsin nasıl mesele resim heykel hususi bir yer ama senelerdir kapalıdır resimler hepsi depoda ben öyle bir yere vermek istemiyorum çünkü onlar depoda kalacak. Bir yerde bana ne olursa olsun ben istemiyorum müzeye konulsun gibi bir düşüncem de yok. Ama bir müzede bir kültür merkezinde böyle bir salon verilirse ama resimlerim asılacak, depoda kalmasını istemiyorum. verirsem şimdi kolleksiyoncu Koç veya bilmem kim hepsi depoya koyacak. Böyle bir fikir var. Aslında Türkiye’ye resimlerimi çok vermek istiyorum böyle bir şeyler yapılırsa galiba böyle bir şey olacak galiba bunun için çalışacağız. Tabii yaşıma göre az çok yaşım ilerled. Ama İnşaallah oralara bir kaç dönesyona olur ve bir kaç galeriye resimlerimi vermek istiyorum bunu da memnuniyetle yapmaktan yanayım “diyor

Kategori:

Gündem

Yorum Yazın

e-mail adresiniz yayınlanmayacaktır, * Zorunlu alanlar

*