ÖZKAN ÇİLİNGİR, ROUEN TÜRK KÜLTÜR DERNEĞİ’NİN ÇALIŞMALARINI ANLATTI

284
19 Mart 2024 tarihinde Tansu Sarıtaylı tarafından eklendi

Rouen Türk Kültür Derneği’ni tanıyalım

Fransa’daki Türk göçmen dernekleri arasında 1992 yılında kurulan ilk derneklerden biri olan Rouen Türk Kültür Derneği Başkanı Özkan Çilingir’den, derneğin faaliyetleri hakkında bilgi almak üzere kendisiyle bir röportaj yaptık.

Tansu SARITAYLI- Bugün Rouen Türk Kültür Derneği Başkanı Özkan Çilingir ile beraberiz. Özkan bey, bize derneğinizin çalışmaların anlatmadan önce kendinizi biraz tanıtabilir misiniz?

Özkan ÇİLİNGİR- Ben, Özkan Çilingir, Fransa doğumluyum, 39 yaşındayım. Burada üniversite okudum. Mali müşavirlik bölümü mezunuyum ve şu anda 13 yıldır aile şirketinde çalışıyorum. Dış cephe mantolama üzerinde ihale usulü iş alıp hizmet veriyoruz. Aynı zamanda da son 7 senedir Rouen Türk Kültür Derneği’nin başkanlığını yürütüyorum. Bu, aileden bir görev, babadan ve dededen kalan bir miras gibi devam ediyor.

Tansu SARITAYLI- Dernek ne zaman kuruldu, kimler tarafından kuruldu?

Özkan ÇİLİNGİR- Şimdi bizim bir başkanımız var, Cevat Kılıçarslan amcamız. Bizim çocukluğumuzda dedemle beraber ve diğer arkadaşlarıyla beraber derneği kurdular. O zaman öyle bir derneğe ihtiyaç olmuş. Türkler Avrupa’ya geldiğinde ilk önce akşamları bir araya gelme, buluşma, görüşüp ortak sorunları konuşup çözüm arama için bir ortam ihtiyacı duyulmuş. Önceleri küçük bakkallarda veya kahvehanelerde buluşurken, “Bizim derneğimiz olsun, akşamları bir araya gelelim, çayımızı içelim, konuşalım. İbadetimizi de yapabileceğimiz bir cami alanımız olsun” demişler. Bu fikre sağ olsun Cevat amca öncülük yaptı ve 32 yıl önce dernek kuruldu.

Dernek ilk dönemindeki halinde değil, çok aşamalardan geçti. Yıllarca Cevat amcamız tek başkan olarak derneğin bütün ihtiyaçlarına koştu, giderlerini karşıladı. Vatandaşlar kalabalıklaştıkça demokratik usulde genel kurul olmaya başladı. Bu şekilde seçimle başkan ve yönetim kurulu belirlendi. Ben o zamanlar 13-14 yaşlarındaydım. İlk seçim sandığın derneğin masasına koyduğumu hatırlıyorum, o da güzel bir hatıra olarak kalıyor. Bu şekilde iki yılda bir genel kurul yapılır, yeni yönetim belirlenir. Vatandaşlarımız başkan ve yönetim kurulunu seçerler. Ben ve arkadaşlarım üç dönemdir yönetimdeyiz.

Tansu SARITAYLI- Peki derneğin ne tür faaliyetleri oluyor?

Özkan ÇİLİNGİR- Biliyorsunuz Avrupa’ya gelen vatandaşların birtakım ihtiyaçları var. Kendi içimize dönük olduğu gibi dışa dönük ihtiyaçlarımız da oluyor. Türkiye’deki gibi düşünürsek; Türkiye’de futbol oynamak isteyen bir vatandaş arka mahallede bir futbol kulübüne yazılır, namaz kılmak isteyen bir genç üç mahalle gerideki camiye gider, saz kursuna gitmek isteyen iki mahalle arkada bir saz kursuna. Avrupa’da olayı şöyle düşünün: Bir merkez içerisinde bütün hizmetleri sunmak gerekiyor. Bunu sağlamak yöneticiler için çok yorucu. Aslında çok ağır bir yük. 7’den 70’e kendi vatandaşınıza hizmet götürmek istiyorsunuz. Bunun içinde eğitimle ilgili olanlar var, kültürle ilgili olanlar, dini faaliyetlerle ilgili olanlar… Bu faaliyetlerin hepsini yürütüyoruz. Eğitim alanına bakacak olursak Türkçe öğretmenlerimiz Türkçe dersleri veriyor. Çocuklarımızın Fransızca ev ödevlerine yardımcı oluyoruz, ayrıca onların durumunu, sınıflardaki sorunlarını takip edip destek olmaya çalışıyoruz. Matematik ve Fransızca için eğitmenler getiriyoruz. Bu eğitmenler de genelde üniversite öğrencileri veya Erasmus için gelen arkadaşlar. Kendi çevremizdeki üniversite öğrencileri, küçüklere yardımcı oluyor. Senede bir kez de üniversiteyi bitirmek üzere olan ve iş hayatında birkaç yıldır çalışan insanlarla bir buluşma düzenliyoruz.

Tansu SARITALI- Bir araya gelip fikir alışverişinde bulunuyor musunuz?

Özkan ÇİLİNGİR- Elbette. Zaman zaman kahvaltı düzenliyoruz, orada bire bir görüşmeler yapılıyor. Ayrıca o buluşmalarda staj talepleri dile getiriliyor. Aynı zamanda yaşı daha büyük olanlar gençlerin ufuklarının açılması için, eğitimde ve hayatta ne tür imkanlar ne tür zorluklar olduğunu anlatıyor. Bu şekilde gelecekte yaşayabilecekleri sıkıntıları nasıl bertaraf edebileceklerini de konuşuyorlar. Böyle de bir grubumuz var, bunu eğitim alanında yaptık.
Dini alanda cami hocalarımızla beraber, cemaatimize, hem orta yaştaki insanlarımıza hem de gençlerimize yönelik faaliyetler oluyor. Mübarek gün ve gecelerde, kandillerde, bayramlarda faaliyetlerimiz oluyor. Ayrıca çocuklara Türkçe dersi verdiğimiz gibi Kur’an-ı Kerîm eğitimi de veriliyor. Biz bunları hem organize etmeye hem de sene boyu sürekli takip etmeye çalışıyoruz. Türkiye’yi ve Türk kültürünü de unutmamaları için çalışmalarımız oluyor. Bu şekilde bir aidiyet duygusu geliştirmek ve sosyal ilişkileri artırmak için uğraşıyoruz. Ayrıca çocukları senede bir veya iki kere kayak merkezlerine veya yazın Paris’in etrafındaki Disneyland, Asterix gibi yerlere götürüyoruz. Çocuklar buralarda eğlenirken birbirleriyle kaynaşıyorlar. Bunun yanı sıra eğer çocuk, bu faaliyetlere sürekli katılım sağlıyorsa eğitimlere devam ediyorsa bunun da mükafatı oluyor. O yönde de çalışıyoruz.

Tansu SARITAYLI- Sizin bulunduğunuz Rouen kentindeki Türk nüfusu, diğer birçok yere göre daha fazla sanırım.

Özkan ÇİLİNGİR- Evet, öyle denilebilir. Burada 600-700 kişinin katıldığı Ramazan iftar programları düzenleniyor. Sene içinde psikoloji veya kişisel gelişim alanında uzmanlar seminer veriyor. Örneğin Türkiye’de duayen isimlerden olan Aşkım Kapışmak gibi psikoloji alanında insan gelişimi alanında bir uzmanın gelip 200-300 kişilik bir kitleyle buluşması şeklinde çalışmalarımız var. Diğer yandan inanç ve dini konularda etkinliklerimiz oluyor. Mesela Hayati İnanç, geçen sene deprem vesilesiyle Miraç Kandili’ni deprem dayanışma programına çevirmişti. Serdar Tuncer katılmıştı. Bunun gibi sene içerisinde nokta atışı çalışmalar yapıyoruz. Hem kalabalık hem maliyetli çalışmalar.
Bu arada belki de Fransa içinde en büyük açık alan festivalini düzenliyoruz. İki gün süren, 13 bin kişinin katıldığı büyük bir festival. Bu biraz da sene boyu yaptığımız faaliyetleri taçlandırmak gibi oluyor. İki günlük festival boyunca kültürel etkinlikler, folklor ekipleri, horon, Ege ve Akdeniz oyunları oluyor. Almanya’dan gelen ekipler, mehteran, semazen gösterileri de var. Bu kapsamda akşamları da bir buçuk saatlik konser de oluyor. O konserde Türkiye’den gelen sanatçılarımız sahne alıyor. Bu arada Türkiye’nin damak tadını, yemek çeşitlerini de sunmaya çalışıyoruz. Ülkemizin yöresel yiyeceklerini satıyoruz. Son yıllarda ebru, cam üfleme, filografi, hat gibi sanatlar da festivalde yer alıyor. Türkiye’de bu sanatların ustalarını davet ederek burada o sanatları tanıtmaya çalışıyoruz.

Tansu SARITAYLI- Siz bir nevi turizm elçisi gibi çalışmalar yapıyorsunuz.

Özkan ÇİLİNGİR- Biz buradaki toplumumuzun ihtiyaçlarını karşılayacak faaliyetlerin yanı sıra Türkiye’yi tanıtmak için de çalışıyoruz. Yaptığımız faaliyetlere bakılırsa çok yönlü faydası olduğu anlaşılır. Bu çalışmaların birincisini hemen geçiyorum, maddi bir destek oluyor. Derneklerimizin yaşaması için, ayakta kalabilmesi için gerekli.
Derneğimizin aynı zamanda 400 aileyi barındıran bir cenaze fonu var. Cenaze hizmetlerini ihtiyaç duyulduğunda, o işlerin ne kadar zor ve önemli olduğu anlaşılıyor. Vatandaşımız, acılı aile çoğu kez o üzüntü içinde ne yapacağını şaşırıyor. Yapılması gereken cenaze işlerini hemen biz üstleniyoruz, vefat eden kardeşimizi ülkemize en iyi şekilde gönderiyoruz. Hatta defin işlemlerine kadar destek olmaya çalışıyoruz. Tabi bu hizmetler yapılırken bunlar maddiyata bakıyor. Dolayısıyla cenaze fonu önemli. Bu işleri bir kenara koyarsak, asıl yapmak istediğimiz bizim yaşadığımız toplumdaki gençlerimizin kendi kültürünü unutmaması. Bu konuda başarılı olmamız lazım.

Tansu SARITAYLI- Anladığım kadarıyla yaptığınız çalışmaları yeterli görmüyorsunuz ki yeni atılımlar yapmak istiyorsunuz. Öyle değil mi?

Özkan ÇİLİNGİR- Bu çalışmalara herkes destek olmalı. Bütün dernekler, dernek başkanları bu düşünceyle hareket ettiği zaman somut faydalarını görürüz. ‘Kendimden sonra gelecek nesil için ben ne yapabilirim, onlara ne katabilirim, kültürünü, dilini unutmaması için ne yapabilirim’ diye kafa yorduğunuz zaman böyle faydalı çalışmalar ortaya çıkıyor.
Yaşadığı toplumda asimile olmadan, fakat bu ülkeye de kesinlikle uyum sağlayarak, kendi kültürünü yaşamaya devam etmek lazım. Fransa’da entegrasyonu başarmış bir Türk toplumu yetiştirmeye çalışıyoruz. Az önce bahsettim; gençleri iş adamlarıyla bir araya getirmek, büyük üniversitelileri küçüklerle buluşturmak hep bu hedef kapsamında yapılan faaliyetler. Belki çok fazla reklamımız olmuyor, çok gösterişli işler değil.Çünkü dernekçilik az bütçeyle çok iş yapmayı gerektiriyor. Hakikaten arka planda yapılan çalışmalar bunu götürüyor.Ayrıca şunu söyleyeyim, bizim burada mesul olduğumuz, üstlendiğimiz bir şey var. Yani yaşadığımız toplumdan dolayı bir sorumluluk sahibiyiz. Siz Türk uyruklu olarak yaşıyorsunuz ne yaparsanız yapın yaşadığınız ülkede kendinizi en iyi şekilde temsil etmek zorundasınız. Bir Fransız’ın veya başka milletten birinin Türkiye’yi tanıması, Türk lezzetlerini tecrübe etmesi, Türkiye ile alakalı iyi bir şeyler dinlemesi, bunları önemsemesi… İşte bunları yapabiliyorsak veya gerçekleşmesine vesile oluyorsak çalışmalarımız başarıya ulaşmış kabul ediyoruz.

Tansu SARITAYLI- Özkan bey, kaç yıldır dernek başkanlığı görevini yapıyorsunuz?

Özkan ÇİLİNGİR- Mayıs 2016’dan bu yana yönetici arkadaşlarımla birlikte bu görevdeyim. İsterseniz buna yeni nesil gençler diyelim, genel kurulda büyüklerimiz tarafından uygun görüldük.

Tansu SARITAYLI- Düşünüp de yapamadığınız faaliyetler oldu mu?

Özkan ÇİLİNGİR- Tabi, insan bir vizyon ortaya koyduğu zaman yapamadığı şeyler de oluyor. Her şeyi başaramıyorsunuz. Bu güzel bir soru. Aslında önümüze defteri kalemi koyup düşünmemiz gereken bir soru. Hep başardıklarımızı, yaptıklarımızı anlatırız, yapamadıklarımız da var. Yapamadığımız konulara toplumun daha fazla sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bazen anlatıyorsunuz, ‘aidiyet duygusu’ diyorsun, bir bayrak yarışı yapıyorsun bu bayrağın teslim alınması lazım. O şekilde bu neslin işleri yürütmesi, sahiplenmesi gerekiyor. Hep aynı işler ve aynı insanlarla olmaz. Çünkü şahsi olarak da özel hayatımızdan veriyoruz, eşlerimizden, çocuklarımızdan ayrı kalıyoruz. Onların hakkını ihlal ediyoruz. İş hayatımızda darbeler yiyoruz. İş hayatımız her zaman iyi gitmeyebilir, bazen çok revaçta olursunuz, bazı günler daha fazla hizmet etmeniz gerekir. Her şeyi bir kenara bırakıp bu işlere yoğunlaşıyoruz. Ama bazen insanlarımız anlayamıyor maalesef. Belki para alıyor, belki kazanıyor, belki gösteriş amaçlı yapıyor gibi düşündüğü zaman insanı üzüyor. Çünkü bizim toplumumuz için yapabileceğimiz fedakarlıkların farkında değiller. Yani mesele para değil, gösteriş değil.Neyse, benim düşünüp de yapamadıklarım arasında şu var: Genç neslin veya başka kitlelerin bu işe sahip çıkmasını bekliyorum.

Tansu SARITAYLI- Anlattıklarınız çerçevesinde bakınca, derneklerde genç nesil yöneticilerin sayısının artmasından yanasınız.

Özkan ÇİLİNGİR- Bunu sık sık dile getiriyorum. Bunda her zaman başarılı olamıyoruz. Hep aynı insanlar, hep kendini adamış insanlar görev başında. Bu işin yaşla, dinamik olmakla veya parayla alakası yok. Bu kendi bölgemizle alakalı, ama daha bir şey söylemek istemiyorum. Rouen kenti büyük bir toplum, çok kalabalık. Çok fedakarlık gösteriliyor.
Son 6 yıldan beri bizim de kültür merkezini büyütme gibi bir düşüncemiz var. Bu biraz dünyadaki ekonomik gelişmelerden etkileniyor. Arsa fiyatlarının ve iş maliyetlerinin artması gibi. Ayrıca Covid-19 salgını ve pandemi kısıtlamaları da olumsuz etkiledi. Pandemi döneminde yönetici olmak çok zordu. Çünkü yapacağınız tüm projelerden gelmesi beklenen parasal hacim oluşmadı, yani kasaya para girişi sağlanamadı. Bir vizyon kattığımıza inanıyorum ama önemli olan devamlılığı olması. Ne zaman olur? Benim neslim, benim yönetici arkadaşlarım görevden ayrıldığında. O durumda eğer arkadan gelen nesil yapılan çalışmalara sahip çıkar ve devam ettirirse başardık sayarız. Yoksa bu faaliyetler durur ve başarısız oluruz diye düşünüyorum.

Tansu SARITAYLI- Peki Özkan bey, derneğin kaç üyesi var?

Özkan ÇİLİNGİR- Tansu bey, 400 aile var. Toplamda üyemiz 1570 kişi.

Tansu SARITAYLI- 1500 üyemiz var diyorsunuz öyle mi?

Özkan ÇİLİNGİR- Aileleri biz üye sayıyoruz. 400 ailenin üzerinde ama hizmet ettiğimiz zaman sayı büyüyor. Göründüğü gibi değil. Bizim derneğimiz ve vatandaşımız çok kalabalık. Belki o hesapla 1500 ama programlarımızda, aktivitelerde 3000 veya 4000 kişidir.

Tansu SARITAYLI- Bu arada söylediğim gibi yaptıklarınız, yapamadıklarınız dedim. Ama siz uzun yıllardır burada yaşayan bir Türk vatandaşı olarak Fransa’da Türk toplumun durumunu nasıl görüyorsunuz?

Özkan ÇİLİNGİR- Fransa’daki Türk toplumunu geleceğini yorumlarken, iki-üç kategoriye ayırabiliriz. 70’li yıllarda ilk gelen nesil, bir dönem çalışıp geri döndü. Ama doğum yılı 60’lar ve 70’ler olan bizler çok ezildik. Bazıları 8-10 yaşında hayatlarını değiştirdi, arkadaşlarını, ortamlarını değiştirdi. Yani hayatlarının en önemli dönemlerinde Fransa’ya geldiler. Bunların bir kısmı kendini iyi eğitti, hayata güzel bir şekilde atıldılar. Fakat bir kısmı maalesef erozyona uğradı yani kültürel anlamda onları kaybettik diye düşünüyorum. O nesil çalışma anlamında da çok zor şartlarda çok zor şeyler yaşadılar. Bu bizim babalarımızın jenerasyonu. Gerçekten kolay değildi. Onlar şu anda emeklilik yaşlarına geliyorlar. Kısmen buraya entegre olmuş olanlar var.Daha sonra bizim jenerasyonumuz ve bizden sonraki genç jenerasyon var. O jenerasyonun da tamamen entegre olduğunu düşünüyorum.

Türk toplumuna dışarıdan bakanlar –benim arkadaşlarım da aynı şeyi söylüyor- “Türkler komüniter bir yapıya sahip, hep kendi aralarında kalıyorlar kendi aralarında yiyorlar, kendi aralarında evleniyorlar” diyor. Evet bu bir gerçek. Ama bu bir entegrasyon sorunu değil ???????? Tam tersine, biz örf ve adetimizi, kültürel değerlerimizi koruyarak yaşıyoruz. Özellikle Paris dışında kalanlar için konuşmak istiyorum. Çünkü Paris’in yapısını çok iyi bilmiyorum. Paris dışında baktığımız zaman benim yaşıtlarım ve bizden küçük olan nesil böyle. Yeni genç nesli sürekli takip etmeye yanlarında olmaya çalışıyoruz, bu şekilde derslerini izliyoruz, eksiklerini tamamlamaya rehberlik yapmaya çalışıyoruz. Bence buradaki Türkler Fransa’ya uyum sağlamış, problem çıkarmayan, çalışkan insanlar. Bu ‘çalışkan’ etiketini de hala taşıyoruz. O da benim açımdan bir dernek başkanı olarak mutluluk verici.

Tansu SARITAYLI- Peki Özkan bey şimdi siz bu dernek faaliyetlerini yürütüyorsunuz, bu kültürel faaliyetlerin Fransa ekonomisine de olumlu etkisi oluyordur. Peki siz çalışmalarınızda Fransız kurumlarından maddi destek aldınız mı? Benzer şekilde Türkiye’den maddi manevi destek alıyor musunuz?

Özkan ÇİLİNGİR- Şöyle söyleyeyim; Fransa’dan çok az da olsa faaliyet projesine göre biraz maddi destek alabilirsiniz, o da sağlam bir proje dosyanız varsa. Derneğimizde bu dönem ve önceki dönemlerde yapılan çalışmalar için bazı maddi destekler oldu. Ama Türkiye için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Maalesef bu da bir özeleştiri olsun. Ülkemiz adına yaptığımız çalışmalarda maddi destek göremiyoruz. “Hangi birine yardım edelim, herkes istiyor” cevabıyla karşılaşıyoruz. Halbuki daha ince, detaylı bir yöntemle, kim nasıl bir çalışma yapıyor, kime ne açıdan destek verilebilir bunların belirlenmesi ve hakkaniyetle uygulanması lazım. Maalesef bu konuda biz biraz yalnız bırakılıyoruz.

Tansu SARITAYLI- Özkan bey bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Bu arada benim sormayı unuttuğum veya sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Özkan ÇİLİNGİR- Ben de bana zaman ayırıp bu röportajı yaptığınız için teşekkür ederim. Bütün dernek başkanlarıma ve yöneticilerime de teşekkür ediyorum. Çünkü onların kendi bölgelerinde yaptıkları çalışmalar çok kıymetli. Birlik ve beraberliğimizin daim olmasını diliyorum.

Tansu SARITAYLI- Bu arada ben sormayı unuttum. Bizim Türk gençleri arasında daha doğrusu sizin jenerasyonda Fransız siyasetinde olan var mı veya Fransa’da siyasete girme eğilimi ne durumda?

Özkan ÇİLİNGİR- Çok kısıtlı. Bizim sayımıza, yapımıza baktığımızda, daha çok belediye başkanı, başkan yardımcısı, belediye encümeni hatta milletvekili olması lazım. Yani Fransa’da daha çok siyasetçimiz olmalı. Maalesef Fransa’da siyaseti ikinci plana bırakıyoruz, Türkiye siyasetiyle ilgileniyoruz. Fakat burada yaşayacağımızı unutmamalıyız.
Aslında yeni bir sayfa açacak olursak bundan sonraki nesillerin bu konuda aktif ve güçlü olması lazım. Biz bayrakları devraldık, belli bir noktaya kadar getiriyoruz. Ama nüfus, dernek sayısı ve kaynak kullanımı açısından, potansiyel açısından daha etkili adımları atmamız lazım. Fransa genelinde zannediyorum 250 tane dernek var. Bunların 250’sinin çok büyük binası, çok güzel yurdu olsun istiyoruz. Ama bunlardan 25 tanesini iptal ettiğimizi varsayalım, yine de geriye 225 dernek kalır. O 25 derneğin harcayacağı kaynağı, enerjiyi, zamanı buna harcarsak zarar etmeyiz.
Bizim siyasette ve medyada insanlarımız olmalı, yüzlerimiz olmalı. Bu iki alanda kendini gösterebilecek, etkili olacak insan yetiştirebilirsek Türk toplumu olarak daha parlak bir geleceğimiz olur.

Kimliği belli, soyu sözü belli, ülke menfaatlerini konuşan, kanunlara saygılı olan, ‘ocu bucu’ olmadan koşturan, toplumun tamamının ortak menfaatlerini ve geleceğini gözeten bir yaklaşımla konuşacak aklı başında insanlara ihtiyacımız var. Bu en büyük eksiğimiz. İşte böyle insanları da biz bütçelerle desteklersek, medyada görünür, siyasette etkili olur. Maalesef bu konuda toplum olarak pek başarılı olduğumuz söylenemez. Medyatik olabilecek kişiliklerin de kendi görüşleri oluyor ve o görüş gelip diğer birliklerin üstüne geçmeye çalışıyor. O zaman zaten ipler kopuyor. Bundan rahatsızım.Televizyona çıkıp Fransa’da yaşayan Türkleri temsil edebilecek, Türk toplumunun ortak menfaatlerini savunarak konuşabilecek insanlarımız olmalı. Kısmen arkadaşlarımız yapmaya çalıştılar, onlara teşekkür ediyorum. Fakat yeterli değil, yetersiz kaldık. Medyada ve siyasi konularda daha güçlü olmamız lazım. Bu da ayrım yapmadan toplumun tamamının ortak menfaatlerini düşünerek olur.
Teşekkür ederim.

Kategori Tag

Yorumunuzu Ekleyin

E-mail adresiniz yayınlanmayacak.

2 + 6 =