Catherine Erikan: İle Türk Dili Ve Medeniyeti Üzerine Konuştuk

99
5 Mart 2026 tarihinde Tansu Sarıtaylı tarafından eklendi

Bugünkü konuğum, akademisyen Catherine Erikan, Strazburg’daki Marc Bloch Üniversitesi Türk Dili ve Medeniyeti Bölümü Onursal Öğretim Üyesi olarak uzun yıllar akademiye hizmet verdi. Akademik çalışmalarının yanı sıra simultane tercümanlık yapan Erikan’ın, bugüne kadar birçok yazarın eserini Türkçeden Fransızcaya kazandırdığı biliniyor. Emekli öğretim üyesi olan Erikan, çalışmalarını hâlâ hazırda Paris’te faaliyet gösteren Paris Anadolu Kültür Merkezi’nde haftada bir gün Fransız öğrencilere Türkçeden Fransızcaya çeviri üzerine özel ders vererek sürdürüyor.
Tansu Sarıtaylı: Türk dili ve medeniyeti alanına yönelmenizde etkili olan temel motivasyon neydi?
Catherine Erikan: Motivasyonum biraz tesadüf eseri oldu. Çok bilinçli ve planlı bir yöneliş değildi doğrusu. Aslında İngiliz filolojisi okuyordum. Ablam NATO ve OECD’de, Türk delegasyonunda çalışıyordu. Onun vasıtasıyla Türklerle yakın temasımız oldu. Daha sonra yine bir tesadüf sonucu Sorbonne’da İngiliz filolojisine devam edebilmem için, Rennes’teki üniversitedeki kaydımı Paris’e aldırmam gerekiyordu. O dönemde Sorbonne son derece kalabalıktı. Düşünün, 1962–1963 yıllarında yalnızca İngiliz filolojisi bölümünde yaklaşık 20 bin öğrenci vardı.
Dosyamı Paris’e sevk edebilmek için yalnızca Paris’te okutulan bir ders seçmem gerekiyordu. Ben de Doğu Dilleri Okulu’nu seçtim. Türklerle olan yakınlığımın da etkisi vardı elbette. Ancak Türk dili o kadar hoşuma gitti ki büyük bir merak sardım. Metroda bile Türkçe çalışır, ezber yapardım. Ben aslında daha çok dilciyim. Şu anda da çeviri dersi veriyorum. Türk dili bir bakıma temelimdir ama beni özellikle ilgilendiren çeviridir. Bir dilden başka bir dile, başka bir zihniyete geçiş yapmak son derece keyifli bir uğraştır.

Tansu Sarıtaylı: Strasbourg’daki akademik çalışmalarınız boyunca sizi en çok etkileyen araştırma konusu hangisiydi?
Catherine Erikan: Yine dil bilgisi diyebilirim. Dil bilgisi beni her zaman çok ilgilendirdi. Ancak bir dönem Amerika Birleşik Devletleri’ne gittim ve bir üniversitede Türk dili dersi verdim. Oradaki akademik atmosfer araştırma yapmak için çok elverişliydi. O dönemde yoğun şekilde çalıştım ve kendimi geliştirdim.
Daha sonra Osmanlıcadan önceki dönemlere, özellikle 14. yüzyıl Anadolu Türkçesine merak saldım. Filolojik açıdan çok ilginç buluyordum ve hâlâ ilgileniyorum; ancak artık büyük çaplı araştırmalar yapmıyorum. Çeviri alanında çalışmaya devam ediyorum. Amerika’daki o dönem benim için büyük bir fırsattı ve bundan istifade etmeyi bildim.

Tansu Sarıtaylı: Avrupa’da Türkoloji çalışmalarının bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Catherine Erikan: Çok kapsamlı bir değerlendirme yapacak durumda değilim. Ancak Avrupa’da özellikle Almanya ve Macaristan’ın bu alanda daha güçlü olduğunu düşünüyorum. Hollanda’da da önemli merkezler vardı. Fransa’da ise çalışmalar daha çok tarih alanına yönelmiş durumda; dil tarihi bakımından bir eksiklik olduğunu düşünüyorum.

Tansu Sarıtaylı: Türkçeden Fransızcaya çeviri yaptığınız devlet adamları var mı? Kimlerdi?
Catherine Erikan: Aslında ben profesyonel bir mütercim değilim; bu alanda özel bir eğitim almadım. Ancak 1967 yılında Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Fransa ziyareti sırasında tercümanlık yapmam istendi. O dönemde gençtim, 25 yaşındaydım. Resmî tercüman değildim; daha çok hanımlar arasında sohbetlerde tercümanlık yaptım. Üç gün boyunca görev yaptım ve her şey gayet iyi geçti.
Bir yıl sonra, 1968’de Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’ün Türkiye’ye yaptığı iade-i ziyarette yeniden davet edildim. Bu ziyaret sırasında da tercümanlık yaptım. Sultanahmet Camii ziyareti büyük ilgi uyandırmıştı. O dönem Madame İrene Melikoff ile birlikte çalıştık. Kendisiyle iyi bir iş birliğimiz oldu ve daha sonra Strasbourg Üniversitesi’nde asistan olarak göreve başladım.
1974’te Bloomington Üniversitesi’ne davet edildim. Amerika’daki üniversite imkânları olağanüstüydü. Kütüphanelerin zenginliği beni çok etkilemişti. Bu deneyim akademik hayatım açısından büyük bir kazanç oldu.

Tansu Sarıtaylı: Türkçeden Fransızcaya çeviri yaparken en çok zorlandığınız unsur nedir: dil mi, kültürel bağlam mı?
Catherine Erikan: Osmanlıcaya yakın metinlerde daha rahatım; çünkü o alanda eğitim aldım. Ancak güncel dil, özellikle halk dili benim için daha zor. Türkiye’de yalnızca iki yıl kaldım ve o dönem de çeşitli sebeplerle kısıtlıydı. Halk dili doğal olarak daha zorlayıcı oluyor. Ancak araştırmayı severim; bir metnin arka planını incelemek hoşuma gider.

Tansu Sarıtaylı: Türk edebiyatının Fransa’daki algısını nasıl görüyorsunuz?
Catherine Erikan: Türk edebiyatı çok zengin ve çok yönlü. Ben daha muhafazakâr biriyim; Osmanlıcaya yakın, klasik metinleri tercih ederim. Devrik cümleler beni zorlayabiliyor ama bu da çağın bir modası diyelim.

Tansu Sarıtaylı: Çevirdiğiniz eserler arasında sizi duygusal olarak en çok etkileyen oldu mu?
Catherine Erikan: Çeviri yaparken adeta başka bir insana dönüşürüm. Son dönemde çevirdiğim Nedim Gürsel’in Aşk ve İsyan adlı eseri beni çok etkiledi. Üslup bakımından 18. yüzyıl Fransızcasını yakalamaya çalıştım; adeta Voltaire vari bir dil kurmaya özendim. Büyük zevk aldım fakat kitap yeterince ilgi görmedi; yayınevinin tanıtımı yetersizdi.
Ayrıca Simone de Beauvoir üzerine yazılmış akademik makaleleri çevirdim. Bu çeviriler ciddi bir araştırma gerektirdi. Kaynaklara inmek, dipnotlar için okumalar yapmak benim için çok öğretici oldu. Kurgu eserler de çevirdim ama daha çok araştırma gerektiren, ağır metinleri tercih ederim.

Tansu Sarıtaylı: Fransızlara Türkçe öğretirken en sık karşılaştığınız zorluk nedir?
Catherine Erikan: En büyük zorluk söz dizimidir. Türkçede önemli unsur cümlenin sonunda gelir. Bu, Fransızca ve diğer Avrupa dillerinden farklıdır. Düşünce akışı adeta tersine akar. Bu nedenle sentaks öğrenciler için en zor konudur.

Tansu Sarıtaylı: Dil öğretiminin kültür diplomasisindeki rolünü nasıl tanımlarsınız?
Catherine Erikan: Bir dili öğrenmek, o dili konuşan insanlara karşı bir sevgi geliştirmek demektir. Biz öğrencilerimize önce Türkleri ve Türkiye’yi sevdirmeye çalıştık. Özellikle daha tutucu ailelerden gelen Fransızlara Türk kültürünü tanıtmak önemliydi. Kültür diplomasisinde dil öğretimi çok büyük bir rol oynar.

Tansu Sarıtaylı: Yapay zekâ ve dijital çeviri teknolojileri sizce insan çevirmenlerin rolünü nasıl etkileyecek?
Catherine Erikan: Günlük ve teknik metinlerde yapay zekâ son derece faydalı olabilir. Ancak edebî metinlerde insan zekâsının yerini alabileceğini düşünmüyorum. Hiciv, nükte, üslup ve yaratıcılık söz konusu olduğunda yapay zekâ zayıf kalır. Edebiyat veriyle sınırlı değildir; yaratıcı bir alandır.

Tansu Sarıtaylı: Akademik hayatınıza bugün yeniden başlasaydınız yine aynı yolu seçer miydiniz?
Catherine Erikan: Muhtemelen yine seçerdim; ancak fırsatları daha bilinçli değerlendirirdim. Tutucu bir aileden geliyorum. Ailemde kadınların üniversiteye gitmesi alışılmış bir durum değildi. Ben biraz tesadüf, biraz da inatçılıkla bu yolu seçtim. Keçi gibi inatçıydım diyebilirim.

Tansu Sarıtaylı: Eşinizin diplomat olması dolayısıyla birçok ülkede bulundunuz. Unutamadığınız bir anınız var mı?

Catherine Erikan: Var tabii. Mesela Mısır’da, Kahire’nin en büyük müzesini ve müzenin depolarını gezebilme fırsatım oldu. Eşim o dönemde genç olmasına rağmen maslahatgüzardı. Bu nedenle büyükelçi muamelesi görüyorduk. O müzelerin arka bölümlerini, depolarını gezebilmek benim için çok ilginç bir deneyimdi. Çok gençtim ve o fırsatlardan daha fazla istifade edebilirdim diye şimdi düşünüyorum.
Bir başka anım da Kıbrıs’tan. 1963–1964 yıllarında Kıbrıs’taydık ve az kalsın rehine oluyordum. Gerçekten rehine olarak alınmam işten bile değildi. Böyle bir niyet olduğunu öğrendik. Düşünün, Türk diplomatın Fransız eşi… Böyle bir durum onlar için propaganda malzemesi olabilirdi. O dönem olaylar başlamıştı; çatışmalar vardı.
Kıbrıs’ı ikiye ayıran Yeşil Hat vardı. Eşim diplomat olduğu için zaman zaman Kıbrıs’ın Rum tarafına geçip temaslarda bulunuyordu. Biz de o günleri o şekilde yaşadık. Bazen Yeşil Hat’tan geçerdik; aslında tehlikeliydi. Fakat gençlik işte… İnsan gençken tehlikeyi pek düşünmüyor. Bana adeta bir tiyatro sahnesindeki çatışmalar gibi geliyordu o günler. Lakayt bir gençlik hali vardı; kelebek gibi oradan oraya uçabiliyordum.
1960’lı yıllarda Yunan ve Türk arkadaşlarımızla birlikte gider gelirdik. Bir veteriner arkadaşımız vardı; onunla ve diğer dostlarımızla bir araya gelirdik. Benim için müthiş bir deneyimdi. Çok güzel anılarım var. Gençken insan tehlikeyi hesap etmiyor; olabilecekleri düşünmüyor. Şimdi geriye dönüp bakınca o dönemin ne kadar riskli olduğunu daha iyi anlıyorum.

Tansu Sarıtaylı: Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı?
Catherine Erikan: Charles de Gaulle’ün Türkiye ziyareti sırasında İsmet İnönü ile yaptığı sohbeti tercüme etmedim; çünkü İnönü Fransızcayı çok iyi biliyordu. O kuşağın subayları Fransızcayı iyi bilirdi. De Gaulle ile İnönü’nün sohbet ederken çekilmiş bir fotoğrafı bende mevcut; benim için çok kıymetlidir. İkisi yan yana ilginç bir görüntü oluşturuyordu. İnönü son derece nazik bir devlet adamıydı; eşi de mütevazı ve zarif bir hanımefendiydi. Bu da benden özel bir hatıra olsun.

Kategori Tag

Yorumunuzu Ekleyin

E-mail adresiniz yayınlanmayacak.