Türklerin Fransa’daki Yüz Akı: Ressam Dinçer Erke Paris’teki Sanat Yolculuğunu Anlattı

124
11 Nisan 2026 tarihinde Tansu Sarıtaylı tarafından eklendi

Türklerin Fransa’daki Yüz Akı: Ressam Dinçer Erke Paris’teki Sanat Yolculuğunu Anlattı
Paris’te uzun yıllardır yaşamını sürdüren ressam Dinçer Erke, sanat serüvenini, Fransa’daki sanat ortamını ve kendine özgü resim anlayışını anlattı. “Aykırı ressam” olarak tanınan Erke, sanatın ruhla yapıldığını vurgularken, günümüz sanat dünyasına dair dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

– Fransa’da yaşayan ressam Dinçer Erke ile beraberiz. Sanatseverler tarafından “aykırı ressam” olarak tanınan Dinçer Erke, bize Fransa’daki yaşamını anlatacak. Dinçer Bey, kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Efendim, ben Türkiye’den 18 yaşlarında ayrıldım. Bir valizle Almanya’ya geldim. Turist olarak bir seneden fazla kaldım; sanat eğitimi aldım, ekspresyonizm üzerine çalıştım ve dil öğrendim. Ancak aradığımı bulamayınca Fransa’ya geldim. Fransa’yı özlüyordum. Buradaki sınavları kazandım ve Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdim. 1970–1980 arası Fransa’nın o sihirli yıllarında, elimizde bugünkü konforlar olmasa da çok güzel bir hayat yaşadım. 1980’den sonra Paris biraz değişmeye başladı.

– Paris’e geldiğinizde başka Türk ressamlar da var mıydı?

Ben geldiğimde Komet vardı. Sadece benimle konuşurdu, herkesten kaçardı. Utku Varlık vardı. Cengiz Çetin heykeltıraştı. Onlar devlet bursuyla gelmişlerdi. Benim bursum yoktu. Hiçbir imkânım olmadan, tamamen kendi çabalarımla bu noktaya geldim.

– Yani eğitiminizi kendi imkânlarınızla tamamladınız…

Evet. Çok inişler çıkışlar oldu ama gençken bunlar fazla hissedilmiyor. Yaş ilerledikçe insan geriye baktığında o zorlukları daha derinden hissediyor.

– Sacré-Cœur’de, ressamlar tepesinde çalışmalarınız olduğunu biliyoruz…

Oraya ara sıra giderim. En sevdiğim alan portredir. Portre yüksek sanattır. Fransızlar “art majeur” der. Portre sadece fotoğraf gibi çizmek değildir; insanın düşüncelerini, ruhunu yansıtabilmektir. Freud’un psikanalizi gibi… Bu yüzden portre benim için sonsuz bir sanat dalıdır.

– Orada uluslararası sanatçılarla birlikte çalıştınız mı?

Evet. Ayrıca iki restoranım oldu ama kısa sürdü. İş insanı ruhum yoktu. Rue Gabriel’de bir galerimiz vardı, orada resim yapardım. Şimdi hepsini bıraktım. Kendi atölyemde çalışıyorum, sergiler açıyorum.

– O dönemde tanınan bir sanatçıydınız değil mi?

Bir galeride eserim satılmıştı. Orada Fikret Mualla’nın tabloları da vardı. Gerçek bir galeriydi ama o da kapandı. Artık orada sanat değeri olan pek bir şey göremezsiniz.

– Günümüzde Fransa’da sanata bakış nasıl?

Fransız toplumu sanata doydu. 1960’larda, 70’lerde sergi açılışlarında herkes tablo alırdı. Galeriler mezat gibiydi. Bugün galeriler kiralık dükkân gibi. Sanattaki bütün “izm”ler denendi. Sürrealizm, kübizm, süprematizm… Her şey yapıldı. Artık insanlar daha çok tanınmış sanatçıların eserlerini yatırım için alıyor.

– Size neden “aykırı ressam” deniyor?

Akademide hocam da bunu söylerdi. Çocukluğumuz zor geçti, Anadolu’da travmalar yaşadık. O yaşadıklarım tablolarıma yansıdı. Bu yüzden yaptıklarım başkalarına benzemez.

– Paris’in önemli galerilerinde sergiler açtınız…

Evet, Avenue Matignon’da üç kez sergi açtım. Rue de la Bucherie’de beş sergim oldu. Eserlerimi alan sanatseverler vardı. Şimdi de yeni sergiler için hazırlanıyorum.

– Paris’te tanıdığınız Türk sanatçılar kimlerdi?

Abidin Dino ile tanıştım. Komet’i tanıdım. Utku Varlık, Cengiz Çekil gibi isimler vardı. Çoğu benden büyüktü ve burslu öğrencilerdi.

– Türkiye’de de eserleriniz koleksiyonlarda yer alıyor mu?

Evet. İstanbul’da bazı koleksiyonerler eserlerimi aldı. Ancak zamanla galeriler kapandı, insanlar azaldı. Sanatçı giderek yalnızlaşıyor.

– Sanata olan ilgi azaldı mı?

Evet. Eskisi gibi koleksiyonculuk yok. İnsanlar daha çok yatırım için eser alıyor. Sanat sevgisi azaldı.

– Gelecekte sanat anlayışı nasıl olacak?
Sanat artık daha çok kişisel bir zevk olacak. Büyük ressam olma fikri zorlaştı çünkü her şey yapıldı. Ama yine de yeni bir sanatçı farklı bir teknikle dikkat çekebilir.

– Yapay zekâ sanatçıların yerini alabilir mi?

Hayır. Yapay zekâ ruhla yarışamaz. Sanatı ruh yapar. Teknik öğrenilir ama stil insanı büyük yapar.

– Eserlerinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Çoğu zaman tanımlayamıyorum. İzleyiciye bırakıyorum. Herkes ne hissediyorsa onu alsın istiyorum.

– Kullandığınız boya tekniği oldukça özel…

Evet, doğal pigmentler kullanıyorum. Bazıları çok nadir bulunur. Eski Mısır’ın mumya tekniğini kullanıyorum. Bu teknikle yapılan tablolar bozulmaz.

– Bu teknik size mi ait?

Evet, bana özgü. Akademide hocam bu tekniği geliştirmemi önerdi. O zamandan beri kullanıyorum.

– Ressamlar öldükten sonra mı değer kazanır?

Bu biraz da tanıtımla ilgili. Picasso ve Dali kendilerini iyi tanıttılar. Ama geçmişte tanınmadan ölen çok büyük sanatçılar da var.

– Türk ressamlar arasında öne çıkan isimler kimler?

Fikret Mualla Fransa’da çok önemli bir isimdir. – Burhan Doğançay var. O da Amerika’da tanınmış bir Türk ressamdır.

– Eserleriniz herkes tarafından kolay kabul edilmiyor mu?
Hayır. Tablolarım dekoratif değildir. İnsanları sarsmak, düşündürmek isterim. Sanat benim için bir uyarıdır.

– Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Sanat bir ruhtur. O ruhu hissetmeden yapılan hiçbir şey gerçek sanat değildir.

– Bu anlamlı söyleşi için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

Kategori

Yorumunuzu Ekleyin

E-mail adresiniz yayınlanmayacak.