Paris’te yaşayan Esra Haessler: “Sanat ve müzik hayatımın merkezinde” İzmir’de doğup İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Esra Haessler, evliliğinin ardından Tayland, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşadı. Bu süreçte şan, müzik ve oyunculuk eğitimleri alan Haessler, bugün Paris’te Türk sanat müziği söyleyerek ve oyunculuk çalışmaları yaparak sanat yolculuğunu sürdürüyor.
Hukuk eğitimi almasına rağmen hayatının yönünü sanatla çizen Esra Haessler, farklı ülkelerde edindiği kültürel ve sanatsal deneyimleri bugün Paris’te sürdürdüğü yaşamına taşıyor. Şan eğitimi, müzikal tiyatro ve oyunculuk alanlarında kendini geliştiren Haessler, kısa süre önce bir Fransız dizisinde rol alarak kamera karşısına geçti. Türk sanat müziğini kültürel etkinliklerde seslendiren Haessler, sanat yolculuğunu ve farklı ülkelerdeki deneyimlerini anlattı.
“Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?”
Esra Haessler: Ben İzmir doğumluyum. Liseyi de İzmir’de bitirdim. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazanınca İstanbul’da yaşamaya başladım. 1999 yılında üniversiteyi bitirdim. Ardından avukatlık stajımı yaparken eşimle tanıştım. Stajımı tamamladım ve avukatlık ruhsatımı aldıktan hemen sonra eşimin işi dolayısıyla yurt dışına gittik. İlk olarak Tayland’a taşındık. Eşim Fransız olduğu için ilk yaşadığım ülke Tayland oldu.
Bangkok’ta şan dersleri almaya başladım.Avukatlık yapamadığım için Bangkok Operası’nın korosunda da söyledim. Aynı zamanda eşimin dili olan Fransızcayı öğrenmeye başladım. Bangkok’tan sonra İtalya’ya, Floransa’ya taşındık. Orada da şan derslerine devam ettim ve özel bir bankanın çok sesli korosunda soprano olarak şarkı söyledim. İkinci yıl oğlum doğdu. Üç yılın sonunda İstanbul’a döndük. İstanbul’da bir süre oğlumun bakımına devam ettim. Daha sonra bir kültür vakfında yaklaşık bir buçuk yıl çalıştım.Bu süreçte şan derslerine devam ettim ve iki yıl kadar piyano dersleri aldım. İstanbul’dan sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne, New York’a taşındık.New York oldukça hareketli bir dönemdi.
Bildiğiniz gibi dünyanın en kozmopolit şehirlerinden biri. Orada çok sayıda dernek ve vakıf bulunuyor. Yabancıların da birçok kuruluşu var. Ben iki Türk derneğine üyeydim. Hem etkinliklerine katılıyor hem de gönüllü olarak destek veriyordum. 8 Mart etkinliğinde şarkı söylemiş ve organizasyonlarda görev almıştım. Ayrıca bir Fransız kültür derneğine üyeydim. Orada da haftada çok sayıda etkinlik düzenleniyordu. Kültürel ve sanatsal etkinliklerin yanı sıra spor, satranç, geziler, galeri ve sinema programları gibi birçok faaliyet vardı. Yabancı bir şehirde böyle derneklerin olması adaptasyon açısından çok önemli. Orada yaşayan insanlarla tanışma fırsatı sağlıyor.
Bunun dışında bir Amerikan kültür ve sanat vakfında gönüllü olarak çalıştım. Bu vakıf özellikle çocuklar için okul sonrası etkinlikler düzenliyordu. Oldukça büyümüş bir kurumdu ve kendi binalarında iki tiyatro salonu vardı. Orada kostüm tasarımı yapan bir kişiye yardımcı oldum ve organizasyonlarda görev aldım.
Müzikle ilgili olarak da şan derslerine devam ettim. Fransız bir grubumuz vardı. Daha sonra bir Türk müziği korosuna katıldım ve Türk müziği söylemeye başladım. İnsan ülkeden uzak olunca Türkçe bir şeyler yapma ihtiyacı duyuyor. Türkçe müzik söylemek bana çok keyif verdi. İki yıl devam ettim ve iki konser verdik. Daha sonra San Francisco’ya taşındık. Orada bir buçuk yıl kaldık. Süre kısa olduğu için başladığım bazı projeleri tamamlayamadım. Daha sonra İstanbul’a döndük. Aslında New York’ta Türk müziğinin teorisini de öğrenmem gerektiğine karar vermiştim. İstanbul’a dönünce usul ve makam dersleri almaya başladım. Hocalarım çok iyiydi; biri İstanbul Teknik Üniversitesi’nde öğretim görevlisiydi, diğeri TRT sanatçısıydı.
İkinci yıl derslere devam ederken Bahçeşehir Üniversitesi’nde iki yıllık müzikal programı açıldı. Bu bölüm hem sanatsal hem müzikal açıdan kendimi geliştirebileceğim bir alan olduğu için bana çok uygun geldi. Gerçekten de öyle oldu. O iki yıl içinde çok şey öğrendim. Müzikale başlamadan önce oyunculuk eğitimim yoktu. Hocalarımız müzikte oyunculuğun çok önemli olduğunu söylediler ve oyunculuğumuzu geliştirmemizi önerdiler. Bölümde ikinci yıl oyunculuk dersleri de eklendi. Program bittikten sonra üçüncü yıl da oyunculuk derslerine devam ettim.
Daha sonra Paris’e geldik. Aslında yaklaşık bir yıldır Paris’te yaşıyoruz. Geçen yılın Şubat ayından beri buradayız. Şehir benim için hâlâ yeni ve tanımaya çalışıyorum.
Bu süreçte sürpriz bir gelişme oldu. Geçen Kasım ayında bir casting şirketi, sekiz bölümlük bir Fransız dizisinin bir bölümünde Türkçe konuşan kadın oyuncu arıyordu. Bu teklif bana iletildi. Ben de büyük bir heyecanla başvurdum ve kabul edildim. Aralık ayında çekimler Malta’da yapıldı. Bir hafta Malta’da kaldım ve çekimler orada gerçekleşti. Her şey umduğumdan çok daha iyi geçti. Kameranın karşısına ilk kez çıktım. Hiç tahmin etmediğim bir alanda çalışma fırsatı buldum. Çok güzel bir deneyimdi ve bana devam etme motivasyonu verdi. Oyunculukla ilgili eğitimlere devam etmeyi düşünüyorum.
“Avukatlık mesleğini yapmadınız ama belki filmlerde bir avukat cübbesiyle rol alabilirsiniz, değil mi?”
Esra Haessler: Tabii ki olabilir. Neden olmasın?
“Farklı ülkelerde yaşadınız. Türkiye ile karşılaştırdığınızda kültürel olarak ne gibi farklar görüyorsunuz?”
Esra Haessler: Hepsi aslında çok farklı deneyimlerdi. Tayland’da operanın korosunda söylemiştim ama orada sadece bir buçuk yıl kaldım. Klasik müzik açısından çok gelişmiş olduklarını söyleyemem. İtalya ise klasik müziğin merkezi sayılır. Müzik çok önemseniyor. Ama beni en çok etkileyen şey tarihi dokunun korunmasıydı. En küçük köylerde bile tarihi binalar aynı şekilde korunmuş durumda. İnsanlar buna çok sahip çıkıyor. Ayrıca yemek kültürü de çok güçlü ve bizim mutfağımıza da oldukça yakın.
Amerika’da özellikle New York çok farklı bir şehir. Broadway var ve tam anlamıyla bir gösteri merkezi. Eğitim çok güçlü ve enerji çok yüksek. Bir müzikal izlediğinizde sahne, dans ve ses açısından inanılmaz bir profesyonellik görüyorsunuz. Baştan sona büyük bir heyecanla izliyorsunuz.
Ancak Amerika’da yaşamak için ekonomik olarak güçlü olmak gerekiyor. Her şey çok pahalı. Eğitim sistemi de oldukça maliyetli. Çocukların iyi eğitim alabilmesi için genellikle özel okullara gitmesi gerekiyor. Bu nedenle toplumda belirli bir eşitsizlik olduğunu düşünüyorum. Buna rağmen sanat açısından çok zengin bir şehir. New York’ta kendimi hiç yabancı hissetmedim. Çünkü herkes yabancı. Ayrıca dernek ve kuruluşların çok olması insanları bir araya getiriyor. San Francisco’da ise bu ortamı pek göremedim. Paris ise benim için hâlâ yeni bir şehir, zamanla daha iyi gözlemleme fırsatım olacak.
“Fransa’da tek kişilik bir tiyatro oyunu oynamayı düşünür müsünüz?”
Esra Haessler: Evet, neden olmasın. Türkçe oynamak şu an benim için daha kolay olur. Fransızcayı biraz daha geliştirdikten sonra Fransızca da olabilir.
“Burada tek kişilik oyunlarla sahne alan sanatçılar var. Böyle bir proje size de ilham verir mi?”
Esra Haessler: Açıkçası böyle bir fikri düşünmedim değil. Ama biraz zamana ihtiyacım olduğunu düşünüyorum. Belki ileride böyle bir proje olabilir.
“Şan eğitimi aldınız. Bir albüm ya da klip yapmayı düşünüyor musunuz?”
Esra Haessler: Henüz o şekilde düşünmedim. Çünkü belirlediğim net bir tarz yok. Eğer yapacaksam daha özgün, belki daha önce yapılmamış bir tarzda bir şey yapmak isterim. Şimdilik daha çok gönüllü çalışmalar yapıyorum. Dernek etkinliklerinde şarkı söylemek gibi faaliyetler olabilir. Ayrıca müzisyen arkadaşlarla tanıştıkça ortak projeler de ortaya çıkabilir. Önce Türkçe müzik olabilir, daha sonra Fransızca şarkılar da söyleyebilirim.
“Bir filmde bir oyuncunun rolünü canlandırmayı hayal ettiğiniz oldu mu?”
Esra Haessler: Aslında ben oyunculuğu tek başına düşünmedim. Daha çok müzikal yapmak için oyunculuğumu geliştirdim. Dizide rol almam da tamamen tesadüf sonucu oldu. Ama bir hayalim var: Şarkılı bir sinema filminde yer almak ve iyi bir film şarkısı söylemek. Ayrıca bir müzikalde oynamak da hayallerim arasında. Oyunculuğun içine daha fazla girdikçe belki bu hayaller de daha net şekillenecektir.














