Detaylar

Avrupa’nın bir çok ülkesinde olduğu gibi Fransa 21 Haziran günü akşamı her tür müziğin seslendirildiği müzik bayramı etkinliğinde Franas’daki yerli yabancı kim varsa sokaklarda ses çıkaran her tür müzik aletini çalıp çılgınca dans edip eğlendiler. 1982 yılında Fransa Kültür Bakanı Jack Lang’ın girişimiyle başlatılan ve daha sonra tüm Avrupa’ya yayılan “La Fête De La Musique” her yıl 21 Haziran‘da, yani gündüzün en uzun olduğu günün akşamında, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Avrupa’da, Fransa’da ve tabii ki Paris’in dört bir köşesinde Müzik Bayramı olarak kutlanıyor.                                                                            Gerek profesyonel, gerek amatör pek çok sanatçı, grup ve orchestra tarafından kapalı veya açık alanlarda yüzlerce konser düzenliyor. Bu gece özel bir gece, çalıp söylemen için nota bilmene gerek yok. İster al eline kemanı bildiğin makam da çal, baktın beceremiyorsun kap mutfaktan tencereyi, kaşığı vur ha vur yeterki ses çıkarsın. çal çalabildiğin kadar, yeter ki ses çıkarsın. Müzik Bayramı, Müzik Şenliği de denbilir… Bu etkinliğin olduğu akşam, tüm Fransa’da olduğu gibi Paris’i de bir müzik coşkusu yaşanır. Şehrin her yerinde, pek çok meydanda, köşe başlarında, caddelerde, sokaklarda, barlarda, restoranlarda, kafelerde, müze ve saraylarda, olur olmaz her yerde müziğe dair bir şey karşınıza çıkar, müziğin büyülü dünyasını yaşarsınız.                                                                                               Bu yıl Paris’te ilk önce Unesco binasının orta alanında bir grup burada koro halinde çalışanlara müzik ziyafeti çektiğine rast geldim. Koroyu izlerken, Paris’teki Türk esnaflarından Hüseyin Atasayar, aradı “Bizim burda cümbüş var nerdesin ? “ diye. Yol güzergahını Belleville istikametine çevirdik. Vardık ki, Hüseyin bey dostlarıyla sokağa çilingir sofrasını kurmuş hep birlikte hafiften demleniyorlar. Sokak da irili ufaklı barlar, lokantaların önlerinde müzik grupları çalıp söylüyor kimi oynuyor kimileri dans ediyor.                                                                                                                                                                                                                      Madame Atasayar, tencere dolusu köfte hazırlamış, salata meze gani, kadehler ard arda boşalıyor masaya yeni rakı şişesi anında konuluyor. Sokak da müzik sesinden başka ses duymak mümkün değil, her müzik grubunun başına öbek öbek toplanmış müzik severler kendilerine göre eğleniyor. Bir ara Hüseyin Atasayar, “ Bu böyle olmaz “ dedi ve aldı eline telefonu, o arada bir şeyler konuştu birileriyle, sokağa sofra kurarsan böyle olur gelen bir kadeh giden bir kadeh, maşallah Hüseyin bey yılların esnafı burada, tanımayan yok.                                                                                                                                                                            Sofranın etrafı 3,5 derken 15 kişi oldu bir anda, bir de ne görelip, Keskinli Haydar, yüklenmiş davulu sokağın başında göründü. Hani şu tek başına orkestra Haydar, Davul çalar, keman çalar, zurna üfler, eh yanık yanık Anadolu türküleri de söyler. Haydar oturdu masaya ve devirdi ilk kadehi, aldı eline davulu yanındaki arkadaşı da zurnayla girişti işe, sokak ortasında tam bir davul zurna show , sokaktaki diğer orkestraların sesini bastırdı davul zurna, sesi duyan geldi Haydar davulla tam canbazlık yapıyor, kah davul havada kah ünlü futbolcu Sergen gibi bacak arasından geçiriyor davulu görenler izleyenler hayran, serde Ankaralı olmak var diyen Hüseyin bey, hemşerisi Mehmet Tuna’ya birlikte sokak ortasında Ankara havası oynuyor, Ali Sarıca durur mu ora Çinli bayan arkadaşıyla oyuna dahil oldu.                                                                                                                                                                                                                                    Yoldan geçenlerin arasından oyuna karışanların haddi hesabı yok, bilen de bilmeyen de oynadı… Daha sonra oturulan sokak, Davul, zurna ve darbuka ile baştan sona kadar çalıp söylenerek taaf edildi. Saatler ilerledikce geleneksel olarak, Brezilyalı 60 kişilik davul ve trampet grubu sokağa giriş yapabilmesi için Haydar Show’un bitmesini bekledi. Brezilyalı grup beklerken, inceden inceye bir güzel Haydar’ın davulla yaptığı show’u izlediler.                                                                   Beş adım ileride, Mısırlı darbukacı Murat’ın barında jaz vardı, geçip biraz da orda takıldık ve Brezilya grubu sokağa girdi ama ne giriş, herkes bir birine sorduğu soru, bu enerjiyi nerden buluyor bu grup aynı tempoda davul-trambet eşliğinde samba yaparak yürüdüler. Geleneksel bir müzik bayramı daha son buldu.

Yorum Yazın

e-mail adresiniz yayınlanmayacaktır, * Zorunlu alanlar

*