GENÇ FİLM YÖNETMENİ TUĞÇE DERVİSOĞLU’NU TANIYALIM

173
11 Mart 2026 tarihinde Tansu Sarıtaylı tarafından eklendi

Bugün sizlere, keyifle izlediğimiz film, televizyon dizisi ve tiyatro oyunlarıyla bizlere hoşça vakit geçirten genç bir yönetmeni tanıtacağım. Paris’te yaşayan genç yönetmenlerimizden Tuğçe Dervişoğlu ile mesleği üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Ben sordum, o da sorularımı içtenlikle yanıtladı. Buyurun, birlikte okuyalım.

Bugün Paris’te yaşayan genç yönetmenlerden Tuğçe Dervişoğlu ile birlikteyiz. Kendisi bize çalışmaları hakkında bilgi verecek ve kısaca kendisini tanıtacak. Buyurun Tuğçe Hanım, sizi tanıyalım.

Tuğçe Dervişoğlu: Merhabalar Tansu Bey. Öncelikle beni ağırladığınız için teşekkür ederim. Ben Tuğçe Dervişoğlu. 29 yaşındayım. Beş senedir Paris’te yaşıyorum ve yönetmenlik yapıyorum. Yani genç bir yönetmenim. Şimdilik kısa filmlerim var. Aynı zamanda üç yıldır Paris’te bir film dağıtım şirketinde çalışıyorum. Çok yakın zamanda da kendi yapım ve dağıtım şirketimi kurdum. Yani farklı birkaç işle uğraşarak mesleki hayatıma devam ediyorum.

– Bugüne kadar yapımcı olarak yaptığınız bir film veya buna benzer kısa metraj çalışmalarınız var mı?

Tuğçe Dervişoğlu: Yapımcı değil, yönetmen olarak otoprodüksiyon dediğimiz, yani kendi imkânlarımla gerçekleştirdiğim irili ufaklı birkaç kurmaca, belgesel ve deneysel filmim var. Profesyonel anlamda ilk prodüksiyonlu filmimi ise 2024 yılında çektim. “Çürük” isimli kısa bir belgesel. Birçok uluslararası festivalde gösterildi. Şu anda da yeni bir uzun metraj belgesel ve kısa metraj kurmaca filmim üzerine çalışıyorum.

– Fransa’da mı çalışmak daha zor, Türkiye’de mi?

Tuğçe Dervişoğlu: Şöyle söyleyeyim; sinema aslında Fransa’ya gelip burada yaşamayı seçmemin nedenlerinden biri. Türkiye’de elbette Kültür Bakanlığı’nın bazı destekleri var ama onun dışında sinemaya gerçek anlamda destek çok sınırlı. Eğer cebinizde bir bütçe yoksa bir yönetmen olarak film yapmak oldukça zor.

Fransa’da ise sinema ayrı bir kültür olarak görülüyor. Sinema Bakanlığı niteliğinde olan CNC’nin yanı sıra bölgelerin ve farklı kuruluşların sağladığı birçok imkân var. Yani güzel bir fikriniz ve senaryonuz varsa finansman bulmanız Türkiye’ye göre daha mümkün. Bu açıdan bakıldığında Fransa’daki koşulların daha elverişli olduğunu söyleyebilirim. Tabii genel sinema sektörü ve çalışma koşulları açısından kesin bir şey söylemek zor. Ancak Türkiye’de sektörde çalışanların çalışma koşullarından sık sık şikâyet ettiklerini duyuyoruz.

– Fransa’da çalışmanın size mesleki açıdan, yönetmen olarak gelişiminizde bir faydası oldu mu?

Tuğçe Dervişoğlu: Bunu iki şekilde açıklayabilirim. İlki bireysel açıdan. Yönetmenlik aslında sanatla ilgili bir meslek ve tamamen insanın kendisiyle bağlantılı. Türkiye’de buna çok bu şekilde bakılmadığını düşünüyorum. Kendimi ifade etmekte daha fazla zorlanıyordum. Fransa’da ise sanata ve yönetmenliğe bakış açısı daha çok insanın kendi içine dönmesiyle ilgili. Bu nedenle burada kendimi daha iyi ifade edebildim ve kendimi daha iyi tanıma fırsatı buldum. Bu açıdan Fransa bana önemli bir imkân sundu.

Sektörel açıdan da elbette sinema sektörü her ülkede zor. İş bulmak, proje üretmek kolay değil. Ancak Türkiye ile kıyasladığımda burada finansman destekleri ve filmlerin gösterim imkânları açısından daha fazla fırsat olduğunu söyleyebilirim.

– Günümüzde gençler daha çok farklı meslek alanlarına yöneliyor; bilgi işlem, mühendislik ya da moda tasarımı gibi. Peki siz yönetmenliği nasıl seçtiniz?
Tuğçe Dervişoğlu: Aslında yönetmenliğin ne olduğunu tam olarak bilmeden başladı diyebilirim. Ortaokul yıllarında, kameralı telefonların yeni çıktığı dönemlerde, telefonumla sürekli bir şeyler çekiyordum. Arkadaşlarımla film sahnelerini canlandırır, onları kaydederdim. Hem okulda hem evde farklı şeyler çekiyor, adeta küçük belgeseller hazırlıyordum.

Sonrasında bunları tekrar izlemek benim için büyük bir keyifti. Zamanımın çoğu bu şekilde geçiyordu. Lisede ise televizyona ilgim başladı. O dönem internet ve sosyal medya yeni yeni gelişiyordu. Televizyondaki spikerler ve programlar ilgimi çekiyordu. Bu nedenle iletişim alanını seçmeye karar verdim. Liseden beri Galatasaray Üniversitesi’nde iletişim okumak istediğimi söylüyordum. Zamanla daha fazla film izledikçe sinemayı keşfettim ve yaratıcı bir şey üretmenin bana daha yakın olduğunu fark ettim. Böylece yönetmen olmaya karar verdim.

– Bir yönetmen olarak çalışmak istediğiniz oyuncular var mı?

Tuğçe Dervişoğlu: Aslında çok var ama en gönülden istediğim isimlerden biri Nihal Yalçın. Kendisine hayranım ve onunla çalışmayı çok isterim. Demet Evgar da aynı şekilde. Nihal Yalçın özellikle lise yıllarımdan beri hayranlık duyduğum çok güçlü bir oyuncu.

– Bir yönetmen olarak hangi tür filmleri çekmeyi düşünüyorsunuz? Drama mı, komedi mi yoksa farklı türler mi?

Tuğçe Dervişoğlu: Aslında “sadece dram” ya da “sadece komedi” diyemem. Farklı türlerde fikirlerim ve projelerim var. Ancak genel olarak nasıl hikâyeler anlatmak istediğimi söyleyebilirim. Büyük savaşlar, dünya tarihindeki büyük olaylar gibi hikâyelerden ziyade, daha küçük insanların yani sıradan görünen hayatların içindeki büyük hikâyeleri anlatmak istiyorum. Çünkü aslında hiçbir hayat sıradan değil. Hepimizin kendine özgü bir hikâyesi var. Bazen sıradan gibi görünen bir gün bile izlenmeye değer birçok hikâye barındırabiliyor. Ben daha çok bu tür gerçekçi ve insana yakın hikâyeleri anlatmak istiyorum.

– Şu anda okullarda yönetmenlik eğitimi alan gençler var. Siz genç bir yönetmen olarak onlara ne tavsiye edersiniz?

Tuğçe Dervişoğlu: Teknik kısmı öğrenmek aslında çok zor değil. Kamerayı kullanmayı birkaç ayda öğrenebilirsiniz. Ancak bir sanatçı ya da yönetmen olmak hayat boyu süren bir süreç. “Bu eğitimi aldım ve bitti” diyebileceğiniz bir şey değil. Bence en önemli şey hayata bakış açısını ve vizyonunu geliştirmek. Sanatın farklı dallarıyla beslenmek, meraklı olmak, mümkün olduğunca çok şey görmek, okumak ve deneyimlemek gerekiyor. Tüm bunları vizyonumuza katabilmek bence bir yönetmen için en önemli şey.

– Tuğçe Hanım bana zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Mesleğinizle ilgili gerekli soruları sorduğumu düşünüyorum. Ancak benim sormayı unutup sizin eklemek istediğiniz bir şey varsa buyurun, onu da dinleyelim.

Tuğçe Dervişoğlu:

Tabii. Belki şundan bahsedebilirim. Bu gerçekten zorlu bir yol. Özellikle günümüzde fotoğrafçılıkta da olduğu gibi herkesin kameraya ulaşımı var. İnsanlar bir şeyler çekince kendilerini sanatçı, fotoğrafçı, yönetmen ya da oyuncu olarak görebiliyor.

Ancak bu meslekler çok emek isteyen meslekler. Bir şey çektim ve artık yönetmen oldum diyebileceğiniz işler değil. Ayrıca sanatın birçok dalında olduğu gibi bu mesleği yaparak geçinmek de oldukça zor. Bu nedenle çoğu insan başka işler yapmak zorunda kalabiliyor. Bu süreçte önemli olan, gerçekten yapmak istediğimiz işe odaklanmak ve diğer zorluklara katlanabilmek. Çünkü zaman zaman insan “Artık bırakıyorum, olmuyor” diye düşünebiliyor. Bu yolda ilerleyen kişiler çok kolay umutsuzluğa kapılabiliyor. Ama bence ne olursa olsun yapmak istediğimiz filmleri düşünerek devam etmek gerekiyor.

– Aklıma şimdi geldi, onu da sormak istiyorum. Yapay zekânın sizin mesleğinize iyi ya da kötü yönde bir etkisi var mı?

Tuğçe Dervişoğlu:

Elbette birçok alanda olduğu gibi yapay zekânın sinemaya da etkisi var. Öncelikle olumlu tarafına bakarsak teknik anlamda bazı kolaylıklar sağlıyor. Bütçe bulamadığımız ya da çekemeyeceğimiz sahnelerde özel efektler gibi konularda önemliimkânlar sunabiliyor. Ancak senaristin, oyuncunun veya yönetmenin yerini alması açısından çok tehlikeli bir durum olabilir. Şu anda müzik sektöründe de benzer tartışmalar var. Yapay zekâ ile senaryo yazdırmak, film üretmek gibi şeyler konuşuluyor. Hatta bazı festivallerde yapay zekâ kategorileri bile oluşmaya başladı.

Buna rağmen yapay zekânın bir yönetmenin ya da oyuncunun yerini tamamen alabileceğini düşünmüyorum. Çünkü biz bu işi sadece bir ürün ortaya koymak için yapmıyoruz. Asıl sevdiğimiz şey süreçtir: düşünmek, yazmak, ekip kurmak, insanlarla birlikte üretmek ve o emeği paylaşmak. Belki sektörde bazı değişimler olacak, belki bu işi yapan insan sayısı azalacak. Ama yönetmenlik ve oyunculuk hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmayacaktır.

– Çok teşekkür ederim Tuğçe Hanım, bana zaman ayırdığınız için.

Tuğçe Dervişoğlu: Ben teşekkür ederim. Sağ olun.

Kategori Tag

1 Yorum

  • Ceren Akkuş 2 ay önce

    Daha da çok parladığı günleri görmemize az kaldığına inanıyorum. Çektiği zorlukları avantaja çevirip yolundan hiç dönmeyen Tuğçe yi tebrik ediyorum.

    Yanıtla

Şuna bir yanıt yazın: Ceren Akkuş Yanıtı İptal Et

E-mail adresiniz yayınlanmayacak.