PARİS GOUSSAİNVİLLE ULU CAMİİ DERNEĞİ’NİN KUTLU DOĞUM ETKİNLİĞİ

1,805
4 Mayıs 2015 tarihinde Tansu Sarıtaylı tarafından eklendi

Goussainville ulu camii derneği tarafından düzenlenen kutlu doğum etkinliğine ilgi beklenilenin üstünde oldu. Diyanet İşleri eski Başkan Yardımcısı Necmettin Nursaçan Hoca’nın konuşmacı olarak katıldığı etkinlik proğramını izlemeye gelenlerin çoğu salondaki yer yetersizliğinden dolayı proğramı ayakta izlemek zorunda kaldı. Kutlu Doğum Kutlama etkinliği İstiklal Marşı’mızın okunmasıyla başladı. Proğram gereği, etkinliği hazırlayanlar arasında bulunan Ulu Camii Din görevlisi İlhan Sarıkülçe meslektaşı Garges-les-Gonesse Camii Din görevlisi Mehmetali Akgün Kur’anı Kerim okuması üzerine kürsüye davet etti. Akgün hoca’nın Kar’anı Kerim okumasının ardından, Ulu Camii Dernek başkanı Mustafa Çelebi salonda bulunan günün önemi üzerine davetlilere hoşgeldiniz konuşması yaptı.

Goussainville ulu camii derneği’nin düzenlediği Kutlu Doğum etkinliğine davet edilen konuklar arasında Türkiye’nin Paris Başkonsolosu İhsan Emre Kadıoğlu’da hazır bulundu. Kürsüye davet edilen Başkonsolos Kadıoğlu, yaptığı konuşmada, Türkiye’de önümüzdeki Haziran ayı başında yapılacak olan Genel seçimler için Yurtdışında da oy kullanılacak olmasından dolayı, salonda bulunan davetlileri bu konuda bilgilendirici açıklamalarda bulundu. Başkonsolos Kadıoğlu, bunun yanı sıra Yurtdışına göçün 50 yılı dolayısıyla, Fransa’da yaşayan vatandaşlarımızın yaşadıkları ülke ve ülke toplumuna entegrasyonu konusuna dikkat çekti ve bugüne kadar gelinen sonuç açısından entegrasyon için yetersiz olduğunu “ifade etti. Fransa Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Temsilen yönetimden Seçkin İlhan, Paris Din Hizmetleri Müşavir vekili ve DİTİB Başkan vekili Gencağa Sayan’ın başka bir toplantıya katılmış olmasından dolayı, Goussainville ulu camii derneği’nin düzenlediği Kutlu Doğum kutlama günü etkinliğine katılamadığı için gönderdiği mesajı okumasının ardından, kürsüye gelen İki din görevlisi birlikte ezan okudular. Ulu Camii öğrencilerinin okuduğu şiirlerle etkinlik devam ederken, Türkiye’den etkinliğe konuşmacı olarak davet edilen Diyanet İşleri eski Başkan Yardımcısı Necmettin Nursaçan Hoca kürsüde yerini aldı.

Bismillahirrahmanirrahim, diyerek konuşmasına başlayan Nursaçan hoca, Sevgili peygamberimiz “men la yeşkürünnase la yeşkurullah”. “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmiş olmaz.” buyuruyor.Ben değerli Başkonsolosumuza, dernek başkanlarına, uzaktan yakından teşrif eden sizlere, teşekkür ederek söze başlamak istiyorum. Sevgili peygamberimiz “men la yeşkürünnase la yeşkurullah”. “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmiş olmaz.” dedi. Necmettin Nursaçan hoca, konuşmasını yer ye, hamasi sözler ve şiirlerle süslerken, Çanakkale savaşının 100. yılı dolayısıyla ona değinmeden geçemedi. Hoca yaşanmış olayları ve yaşadığı olayları anekdotlar şekilinde anlattığı konuşmasına sık sık menkibeler de ekliyerek sohbetini renklendiren Hoca Diyeceksiniz ki sen daha konuya girmedin, konuya girişin bu kadar sürüyorsa vay bizim başımıza. Yok sizi rahatsız etmeyeceğim. Madem Allah Rasulünun dilinde cennet bahçesi. Aziz davetliler, Dr. İkbal diyor ki, Kâbe’den gelenleri ziyarete gittim. Ne getirmişler? Hurma getirmişler, zemzem getirmişler, iyi etmişler. Amma hurma zemzem değil de, Allah Rasulü’nün imanını, Hz. Ebubekir’in ferasetini, Hz. Ömer’in adaletini, Hz. Ali’nin şecaatini, Hz. Osman’ın nezaketini, edebini getirseler daha iyi ederlerdi, dediği gibi, Acaba biz ne getirdik ola? Değerli davetliler, sizlere ana vatanınızdan kucaklar dolusu selam getirdim dostlardan Bismillahirahmanirrahim. Esirgen, bağışlayan, Allahın adıyla. Allah rahmandır, inana inanmayana hayat verir, rızık verir, imkân verir.

Dünyada iken mümin olanlara, ahirette merhameti var. Rahimdir, Peygamberimizi Cenab-ı Hak tarif ederken “vemâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemin” “Ey peygamber seni bütün alemlere, rahmetimin, merhametimin ifadesi olarak gönderdim. Ahmet Yesevî hazretlerine bakın. Orta Asya’yı Anadolu’yu aydınlatan. Peygamberimizi anlatırken diyor ki: Çıplaklığa açılığa kanaatli Muhammed Gece yatıp uyumaz tilavetli Muhammed Garip ile yetime sahavetli Muhammed Yoldan çıkan azgına hidayetli Muhammed Âsi, câni ümmete şefaatli Muhammed En kötüye en fazla iyiliği dokunuyor. Evet, insan kainatın gözbebeğidir. Hoşça bak zâtına ki zübde-i âlemsin sen . Mürdüme-i dide-i ekvâm olan âdemsin sen. Kâbe’nin gözbebeğisin. Gaye varlıksın sen. Yani demek gaye varlık. Yer, gök, ay, güneş, deniz. Bitki, hayvan, hepsi hepsi insanoğluna hizmet ediyor. Şu zehirli böcek arı, çiçek çiçek dolaşıyor. Kur’an’ın şifa vardır buyurduğu balı yapıyor. Şu ineğe bakın. İnek yemyeşil ot yiyor. Kur’an’da geçiyor. Hışve ile kan arasından size faydalı gıda veriyoruz, hışve kokusu yok, kan rengi yok, bembeyaz, faydalı bir gıda. Demek, o da bize seferber, cihan seferber. Bakın o yediğimiz ekmeğe bakın. İlk lokma, ekmek buğday olup, toprağa ekiliyor, filiz oluyor, başak oluyor, biçiliyor, dövülüyor, savruluyor, yoğruluyor, pişiriliyor, taşınıyor, soframıza geliyor. Ama Ya Rabbi! Onun böyle olması lazım, toprak lazım, su lazım, hava lazım, güneş lazım, yer lazım, gök lazım, cihan lazım… Bir lokma ekmek için. Niye? İnsanoğlu çünkü Hakk’a kulluğu, halka hizmet için yaratılan, yeryüzünde Allah vekili olan insan. İnsanoğlunun o yüzden fizik bünyesinin kıymeti var. “Bir kişiyi öldüren bütün insanları öldürmüş gibidir.” Ayet-i kerime, bir kişinin öldürülmesinde yerde yaşayanlarla gökte yaşayanların payı bulunsa, payı bulunanları Allah cehennemde yüzüstü sürüm sürüm sürükler.

Bir gün cezaevinde konuşuyorum. İslam’da insanın yeri değeri nedir? Bu konuyu işliyorum. Mahkûmlardan biri ileri atıldı: Hocam, iki adamın katili, aklına gelen her kötülüğün failiyim. Eğer senin şu anlattıklarını bilseydim, bu suçların faali olmazdım ve burada da bulunmazdım, dedi. Doğrudur. Yani demek ki Kâbe’den bunu getirmeye ne kadar ihtiyacımız var. Müslümanın dirisi saygıya layık, hastası saygıya layık. Hastayı ziyarete giden kişi, cennet bahçesine girmiş gibidir. Bolu’nun bahçesine giren ne yapar? Eline bir sepet alır, sebze toplar, meyve toplar. Cennet bahçesine giren kişi sevap toplar, rıza toplar. Bir hastaya vardın ise Bir içim su verdin ise Yarın da karşı gele Hak şarâbın içmiş gibi. Ölüsü de saygıya layık. Bakın efendimiz ne buyuruyor: “Cenaze namazını kılana bir dağ, kabre kadar götürene iki dağ sevap verilir.” Peki, namazını kılana bunlar veriliyor, ya cenazeye? O onların ricası hürmetine Allah müteveffayı da bağışlar. Cenaze namazını kılarken üçüncü tekbirden sonra ne diyoruz? ”Allahümmağfir li hayyine ve meyyitina ve sağırina ve kebirina ve zekerina ve ünsana.” “Yarabbi! Ölümüzü dirimizi, kadınımızı erkeğimizi, küçüğümüzü büyüğümüzü, burada olanımızı olmayanımızı bağışla Ya Rab” bu namazını kıldığımız adam iyi bir adam idiyse arttır bunun mükafatını, günahkar biri idiyse bağışla Ya Rabbi bunu. Şu duamızın güzelliğine bakın, ölüden diri, diriden ölü faydalanıyor. Ya Bunun için ziyaretleşme, “benim için birbirini seven, birbirini ziyaret edenlere, benim sevgim hak oldu. Ben de onları severim.” Yarım elma gönül alma. Komşu kadın, komşu kadına koyun paçası da olsa ikram etmekten geri durmasın. Bu da ele varır, bu da hediye edilir mi? demesin. Hediyeleşin birbirinizi seversiniz. Zaman zaman ziyaret edin. Sevginiz artar. Sonra Allah’a yemin ederim ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.

Birbirinizi sevmenin yolunu göstereyim mi? Selamı yayınız. Aziz davetliler, Müminlerin güç kaynağı duadır. “De ki ey peygamberim! Duanız olmayaydı rabbim sizi nideydi? Sevgili peygamberimiz bakın sabah olunca: Sabaha erdik , mülk Allah’ındır hamd O’nadır. Gün ortasında, Ya Rabbi seni zikretmeye, seni şükretmeye, sana en güzel şekilde kulluk etmeye dair bana yardım et, diyor. Sofraya oturunca yemekten sonra, “elhamdülillezi etamene ve sakana” Bizi doyuran, bizi sulayan Rabbim, Sana hamdolsun… Yatağa girince sağ yanağı sağ elinde. Yarabbi kullarını haşrettiğin gün, beni azabından koru. Her hali dua,Süleyman peygambere bakın. Orduların komutanı, hazinelerin sahibi. Maddede hükümdar, manada peygamber… Evet ne diyor bu peygamber, hem de üç şey istiyor: “Yarab bana, anama, babama bu kadar nimet verdin. Bu nimetlere şunu ilave et diyecek yüzüm yok. Amma bu nimetler münasebetiyle sana şükredecek bir anlayış ver bana.

” Bir ara Alanya’ya gitmiştim de bakın, orada bir arkadaşım bana şunu anlattı. Diyor ki; Alanya’dan şöyle birkaç arkadaş, Alanya’nın orman köylerinden biri davet etmiş. Buraya gelin de bir ceylan avı yapalım. Vardık geceleyin dolaştık ormanlarda. Ne tavşan ne ceylan bir şey avlayamadık. Vakit geçti arkadaş biz gidelim artık. Ama o biraz utanır gibi oldu. Ben davet ettim hem de bir şey avlayamadık. Gelin boş gitmeyin ya. Ben şurdan bir keçi satın alayım. Onu da keseyim. Butlarını çantanıza koyun götürün evinize. Ya bu gecenin altında keçiyi nereden bulacaksın arkadaş. Bu köyde her evde keçi olur. Ya siz biraz bekleyin. Ben kimseyi rahatsız etmem. Öyle ışığı yanan bir evin ziline basarım. Ha şu evin ışığı yanıyor. Ziline basıyorum. Çıkıyor adam. – Arkadaş keçin var mı? – Var. – Satar mısın? – Satarım. – Kaça? – Şu paraya. – Peki, al parayı, ver keçiyi. Köylüyü bir hıçkırık tutuyor. – Ya arkadaş fiyat istedin biz verdik. İstemiyorsan al keçini ya. Bu ağlamanın alemi ne ya? Gözyaşı bize çok tesir etti. Niye ağlıyorsun arkadaş ya? Diyor ki: – Bu önümüzdeki sabah benim oğlum askere gidecek. Oğlanın cebine koyacak harçlık bulamadım. Borç aradım bulamadım. Bu keçiyi dün pazara çıkardım. Elimi arkama tuttum bir fiyat veren olmadı. Bu saatte ışığımın yanmasının sebebi bu. Uyuyamıyordum. Allahım! Şu oğlanın yanında beni mahçup etme. Bana bir çare diyordum. Gecenin altında Allah sizi getirdi. O yüzden hıçkırıklarıma mani olamıyorum, diyordu.

Aziz davetliler, Sevgili gençler, Sözü şuraya getirmek istiyorum. Bir günah için bin âh etmesi gereken ben amma, bin günahına bir âh etmeyen ben. Sefere katılmayanlara Kur’an ne dedi? “Buyurun Allah yoluna denilince ne oldu da yerlerinize mıhlandınız. Dünya doyurdu mu sizi, öyle mi? Sizin bir cennet, cemâlullah diye bir arzunuz yok mu? Sizin emeliniz, hayaliniz mezarlık duvarında sona mı erdi?” Hayatı örtecekse bir mezarcığın küreği Ne diye taşımalı emel dolu yüreği Evet, demek Kâbe’den bunu da getiriyoruz. Tevbe öyle mi? Günahta ısrar etmemeliyiz. Sevgili gençler, değerli kardeşlerimiz ilahi okudular. Ömür bahçesinin gülü solmadan Uyan hey gözlerim uyan, Ecel bir gün bize devran salmadan Uyan hey gözlerim uyan Derviş yunus söyler sözün tutulmaz Senin kumaş bu illerde satılmaz Böyle yatmak ile hakka yetilmez Uyan hey gözlerim uyan. Diyeceksiniz ki hani ya sen aile konusuna gelecektin? Oraya geleyim artık. Bakın, Hacerül esvede gelirken, haceri esved köşesinden önceki köşenin adı rüknü yemani. Rüknü yemani ile rüknü hacer arasında, Allah’ın öğrettiği şu duayı yaparız. Bu duayı namazdan çıkarken de okuruz. Ne demiş oluyoruz? Ya Rabbi! Senin huzurundayım. Huzurundan ayrılmazdan önce, senden bir şey daha istiyorum Ya Rabbi. “Rabbenâ âtinâ fiddünya haseneten ve fil âhireti haseneten vakınâ azâbennâr. Yarabbi bize dünyada iyilik ver, eşimle çocuklarımla, güler yüzlü, tatlı, meşru bir yaşayış yarab. Ebedi hayatta cennetinle, cemalinle beraber eyle. Biz evlenirken ne derler? Bir yastıkta kocayasınız. Bir yastık dediğin kaç sene? 40, 50, 60. Milletin temeli ailedir. Aile sağlam, millet sağlam… Aile çürük, millet çürük… Almanya’da ziraat doktorası yapan bir vatandaşımız, Türkiye’ye döneceği gün, Alman profesör evinde bir ziyafet veriyor. Bizimkine diyor ki: Sanırım Almanya gözlerini kamaştırdı, diyor.

Vallahi öyle oldu. Fabrikalarınız, iş hayatınız, trafik düzeniniz, ormanlarınız cidden gözlerimizi kamaştırdı. Diyor ki Alman profesör. Sen bunları bırak, diyor. Fabrikadır, ormandır, trafiktir sen onları bırak. Sizde bir servet var, sizde bir devlet var, biz onu yitirdik. O aile. Aile biz aileyi yitirdik. Sizde aile kutsal. Dön memleketin kadrü kıymetini bil. Batıda kız arkadaş, erkek arkadaş. Nikah ne imiş. Allah Allah nikah ne imiş diyor. Hayvanlar nesli öyle ama insanlar bunu nasıl der? Derse ne olur? Bakın şu vücudumuzun en küçük canlı parçası hücre. O hücrelerin arasına Allah bir ahenk koymuş. O ahenk bozulursa buna kanser diyor doktorlar. Yuvada baba güneş, ana ay, çocuklar da yıldızlar mesabesindedir. Yuvada saygı olur, sevgi olursa, o yuvada gül biter, çiçek biter. Öfke olur, nefret olursa diken biter, ayrık biter. O dikenler, o ayrıklar da başa bela olur. Yoruldunuz ya. Ben size bir türkü söyleyeyim. Bak bu milletin türküsüne bak. Gesi bağlarında bir tok gülüm var Ey Allahtan korkmaz sana, bana ölüm var. Yani, Düşün düşün toprağın altını da düşün. Mevlana anlatıyor. Akbaba ile doğan havada uçuyorlar. Akbaba doğana diyor ki, “Benim gözlerim o kadar ileriyi görür ki, bak yerde aramızda şu kadar mesafe var?” Ama tarladaki buğday taneciğini görüyorum. Ya o nasıl göz ya? Hadi inelim de göster. İniyorlar. Aç kuş buğday tanesini yakalıyor. Meğer bu da tuzağın içindeymiş. Tuzak da kuşu yakalıyor. Mevlana diyor ki: “Çok uzaklardan buğdayı görmek iyi, tuzağı göremeyen gözü nideyim ben.” Aziz davetliler, Kur’an diyor ki, “Erkekler! Siz kadınlara örtü. Kadınlar! Siz de erkeklere örtü.” Allah böyle yaratmış demek. Erkek gönlünün kadına, kadın gönlünün erkeğe ihtiyacı vardır. Birbirine yâr olacak, yardımcı olacak ve böylece hem dünyada mutlu, hem de ahirette mutlu olmuş olacaktır. Yüzyıllar boyu bakın Dede Korkut öğütlerine bakın. Şakağımda ağarsa babam güzel Ak sütünü emzirse anam güzel Helalli güzel, tarafta yapılsa gelin odası güzel Sevgili kardaş güzel, hiçbirine benzemedi. Cümle alemleri yaradan Allah güzel. Biz nelere değer vermişiz bakın. Demek bakın elin oğlu bizi teşhis etti, bizi ayakta tutan bir şey var. Sağlam aile yuvamız. Ama şimdi bizi oradan vurmak istiyorlar.

Bütün propagandalar aileyi zayıflatmaktır. Burcu burcu yuvamızda saygı vardı, sevgi vardı. Sadece dilimizle okumuyorduk. “Rabbena Atina fiddünya haseneten ve fil ahireti haseneten” “Yarabbi bize dünyada iyilik ver, ahirette iyilik ver. Sadece dilimizle değil, davranışlarımızla da böyle yapıyorduk. ” Ama son yıllarda sancı girdi. Dikkatinizi çekiyorum. Ama bir de günümüzden misal vereyim. Bir gün huzuruma bir çift geldi. İkisi de tahsilli, kültürlü. Hocam, biz anlaşamadık, ayrılmaya karar verdik. Bir kere de sana geldik. Kızım! Sen bu hayatı şarkılardaki türkülerdeki gibi mi sanıyorsun? Ne diyorsun ya? Bu hayatı şaka mı sanıyorsun sen? Yani yeni bir delikanlı ile evleneceksin, o tornadan mı çıkacak? Evlenirken Allah’a söz verdin, peygambere söz verdin. Sen boşanmış birine danış da, öyle karar ver kızım. – Delikanlı! Sen hayatı şaka mı sanıyorsun yav? Yani Allah’a sorumluluk yok mu? Sen hadi siz boşandınız, çocuk ne olacak? Ortalıkta kalacak, toplumun başına bela olacak. Bunlar tabi dinlememişler benim sözümü, mahkemeye müracaat etmişler. Müfte bey’e de vardık deyince hâkim peki, müftü ne demiş diye. Hakim de illaki beni dinleyecek. Boşama kararı vermedi amma o anda 7-8 tane avukat toplandı. Hocam! Girdiğimiz davaların % 40 böyledir, dedi. Yani benim bulunduğum o şehirde üç tane aile mahkemesi var. Yetmiyor dördüncü beşinci aile mahkemeleri de kurulmak teşebbüsündedir. dediler. Malesef durum bundan ibaret, Aile yapımıza sahip çıkalım.dedi. Proğramın son bölümünde Ulu Camii öğrencilerinin yaptığı okudukları ilahilerle son buldu.

Kategori

Yorumunuzu Ekleyin

E-mail adresiniz yayınlanmayacak.