TÜRKİYE’DE GÜNDEM OLAN ” MEVLEVİ AYİNİ TARTIŞMASINI ” BİR BİLENE SORDUK !

154
26 Aralık 2020 tarihinde Tansu Sarıtaylı tarafından eklendi

Kudsi Erguner ile Paris’te evinde, son 17 aralık gösterisiyle ilgili konuyu konuştuk;
” Ben öncelikle şunu söylemek istiyorum. Mevlevilik Mevlana, Mevlevi ayini veya genelde tasavuf bir siyasi partinin veyahutta bir dini cemaatin, bir belediyenin malı değildir. Bu son olaydaki tenkitlerle, o olaydan istifade ederek herkes İstanbul Belediyesine yükleniyor.

Bu bence yanlış, şu anda konu Kur-anı kerimin türkçe okunması olur mu ? Mevlevi ayini kadın erkek olur mu? gibi saçmalıklara indirgememek lazım. Esas konu şu anda yedi yüz yıllık tarihi bir mirası bugünün yaşamına nasıl aktaracağız, yani biz onu bugüne adapte etmeye hakkımız var mı ? yokmu sorusunu sormamız lazım.

Şimdi bugünün zevki ve yaşam tarzını çok yüce bir kültürel mirası olan bir Mevlevilıkle veya Mevlevi mirasınla katiyetle uyum sağlaması mümkün değildir. Bugünün insanının konusu Mevlevilik zaten olamaz. Niye olamaz ? Dil sorunu var inanç sorunu var yaşam sorunu var dergâhların kapatılmış olması sorunu var. Bunların hepisini bir arayı koyduğumuz vakit bugün ben Mevlevi dervişiyim, Mevlevî mürşidiyim gibi iddialarla ortaya çıkmış olanların hepsinin yalancı olduğunu iddia ediyorum. Bu büyük bir ithamdır. Ama bu ithamın da yerinde olduğunu söylüyorum.

Şöyle anlatayım size, çünkü diğer tarikatlardan farklı olarak, bir kimsenin Mevlevi olması, Mevlevi dervişi olması veya dedesi postişini ve halifesi olması gibi titrlere sahip olabilmesi için bir dergâh da bil fiil yaşamış olması lazım. Eğer dede olacaksanız önce Seyr-i Sülûk dediğimiz yani bir inisiyatik bir eğitim süreci var. O eğitim sürecinden geçtikten sonra, eğer ben dede olmaya karar verdim çile dolduracam diyorsanız. ki oda yanlış anlaşılmış bir konudur. Çille esasında iki L ile çille yani lamın üzerinde şedde vardır eski tabirle çille kırk demek, vaktiyle, eski dergâhlarda erbain denilen bir köşeye çekilip kırk gün sadece ibadet eden dua eden tefekkürle geçen bir zamana çille diyoruz. Mevlevilerde bu sembolik olarak bin bir güne çıkartılmış. Neyse bu detaya girmeyelim.

Şimdi çille dolduracaksınız çille sürecinde dergâhta bilfiil yaşayıp hiç bir gece dahi dışarı çıkma hakkınız yok. Yani aynı askerlikteki gibi dergahta yaşıyor olmanız lazım. İzinsiz çıkmanız mümkün değil dışarda gecelemeniz mümkün değil. Peki o süreçte ne yapıyorsunuz, farsça öğreniyorsunuz, arapça öğreniyorsunuz, efendim mesnevi okuyorsunuz öğreniyorsunuz, musiki öğreniyorsunuz bütün bunların hepsi görülüyor ki tarihimize, edebiyat ve müsiki tarihine baktığımız vakit Şeyh Galip gibi Esrar dede gibi, efendim İsmail dede gibi Zekai dede gibi Hüseyin Fahreddin dede gibi bunların yani dedegan dediğimiz zümrenin ne kadar bilgili ne kadar iyi yetişmiş olduğunu görüyoruz. Bakın Ahmet Avni Konuk son Mevlevilerden bir tanesidir. Adam, Fûsus-ul Hikama arapça şerh yazmış 34 cild mesnevi şerhi yazmış yani farsça biliyor, yani arapçı biliyor, bir de yüz on tane makamı tavsir eden bir kâr-ı nâtık bestelemiş, Mevlevi ayini bestelemiş, yani musikiden arapçadan farsçadan edebiyattan anlayan insanlar. Şimdi böyle yetişmiş insanların yanında, taşradan büyük şehre gelip de kendini böyle yüce bir şehir kültürünün içinde bulan insanların, elbette o yüce kültürü kendi küçük dünyalarına sokamamaları normal.

Şimdi biz buna nasıl engel olacaz, engel olma imkanı yok. İsteyen istediği gibi döner istediği kıyafette istediği dilde döner. Ama engel olmamız gereken şey bunun adının Mevlevi ayini olması, men etmemiz lazım. Yani bilmem ne tarikatı olur, benim adım Kudsi’yse ben de kudsiyye tarikatı kurarım. Efendim istersem donlan dönerim istersem pijamaylan dönerim, veya istersem Rock müziğiyle dönerim, o zaman kimse bana bir şey diyemez. Yani bugün birisi ben namaz kılıyorum diye başaşşağı dursa amuda kalksa kimse bir şey demez. Ama müslümanlar böyle namaz kılıyordu dediği vakit, o zaman derler ki kardeşim yok öyle değil böyle olması lazım.

Bir şeyin daha altını çizmek istiyorum, biz şimdi modernlik adı altında örnek aldığımız çağdaşlık adı altında örnek aldığımız dünya Avrupa, peki Avrupa’nın dini hayatına bakalım. Bugün hiç bir kadın ben kardinal olacam diye ortaya çıkıyor mu ? Veya Vatikan’a gidip de ben papa olacağım diye uğraşıyor mu ? Veyahut da Papaz olacağım diye uğraşabiliyor mu ? veyahut da hiç bir Papaz, bugün çağ değişti ben evleneceğim çoluk çocuk sahibi olacağım demeye hakkı var mı ? Katolik kilisesinde yok. Bu örnek aldığımız Batı dünyası, peki o zaman siz ne hakla kimin izninle kimin müsadesinle ortaya çıkıp da bu kadar uzun zamandır yaşayan bir geleneği yaşaması gereken bi geleneği örf ve adetini kendinize göre değiştirebiliyorsunuz, bu mümkün değil. Ama müritlerine sorduğunuz vakit diyor ki efendim benim şeyh’im bilmem ilahi ilham aldı manevi rüyalar gördü, bunlar ölçü değil kardeşim. Bunlar menakipnamelerde yazılan şeylerdir. Efendim. Hacı Bektaş aslan’ın sırtına binmiş gider hadi binin bakılım bugün bir aslanın sırtına ! Bunlar meteforik anlatımlardır.Şimdi bakıyorsunuz adamlar ne kerametler söylüyorlar. Derler ki”Şeyh uçmaz müridleri uçurur”, bunlar kendi kendilerini uçuruyorlar böyle bir şey olmaz.

Dolayısıyla yani bir de efendim diyorlar ki benim şeyhim gökten icazet aldı bilmem ne, yok böyle şeyler, böyle bir adet yok. Ben rüyamda falanı gördüm, rüyamda Peygamberi gördüm mürşid oldum Şeyh oldum evliya oldum iddiası komiktir bugün. yani bir de bir şeyin daha altını çizmek istiyorum. Bugün Türkiye’de belli bir tarikat ve onun mensupları ki çok yakından tanıdığım bir tarikat ve bunlar siyasi iktidarlarla yakın ilişki içinde oldukları için, tassavuffu, Mevleviliği, Dervişliği, müsikiyi her şeyi kendi tekellerine almaya uğraşıyorlar. buna izin verilmemesi lazım böyle bir şey yok. İstanbul’da beş tane Mevlevihane vardı hepsinin ayrı şeyhi vardı. Hiç kimse kimseyle de kavga etmiyordu. Çünkü içi doluydu, bunların içi boş olunca bir birleyirle kavga ediyorlar. Bir de son olarak şunu söylüyeyim, bu söylemlerimden bazı kimseler efendim diyorlar ki sen de kendine yer kapmaya uğraşıyorsun. Efendim konu böyle bir post kavgası, mahalle kavgası deve güreşi değil. Bu mesul olduğumuz bir kültürel mirasın yükünü adam gibi taşıma ihtiyacıdır, ben de, kendimi mesul hissettiğim için bunları söylüyorum.

– Hasan Çıkar olayı nedir ?

Hasar Çıkar ben yazımda da belirttim, biz biliyorsunuz ben Avrupa’da yapılan mevlevi ayinlerinin, dünyada yapılan Mevlevi ayınlerinin ilk karşılaşmalarına katılmış bir insanım. yani 1970 de Paris Theatre de la ville’ de rahmetli babam ve diğer o devrin büyükleriyle beraber altı tane sema gösterisi yaptık , Londra’da sonra Amerika’da turnesi oldu bütün bunlara ben Neyzen olarak katıldım. Konya’daki Mevlevi ayinine ilk katılışım 1967 senesidir.
Şimdi o zamanın insanları bunun temsili bir ayin olduğunu biliyorlardı, kimse ben evliyayım, Şeyh’im filan diye ortaya çıkmıyordu. Doksanlı yıllara kadar, sonra birden bire bir baktık ki o gösteriler, temsili gösterilere, katılanlar iddialara kalktılar ben mevlevi Şeyh’iyim postnişinim gibi birbirleriyle kavga etmeye başladılar. Biz şimdi Hasan Çıkar’ı niye çıkarttık. Ahmet Bican Kasapoğlu diye bir rahmetli vardı. Bu zat sonrasında biz ilk önce yazımda da belirttim gibi İtalya’da Sacesta (Sagesta) da Sicilya’da çok muhteşem bir antik tiyatroda bir Mevlevi ayini gösterisi için benimle temas edildi bende buna evet dedim.

Şimdi temsilen postda durması gereken birine ihtiyacımız vardı. Türkiye’deki arkadaşlarımıza yazdım telefonla konuştuk o zaman, Nezih Uzel vardı rahmetli, ona dedim ki birini bul, o olurmu filan olur mu derken, birgün bana telefon etti. Yahu dedi kapalıçarşıda Üsküplü bir adamla tanıştım, Üsküp Mevlevi ailesinin Şeyh’inin oğlumuymuş akrabasımıymış neyse, o bu işi yapacak. Peki ne ala dedik, adamla ilk bir sema provası yapacağız, bir de baktık ki adam ömrü hayatında Mevlevi seması görmemiş, nerde durulacak, nerde dönülecek, nerde selam verilecek hiç bir şey bilmiyor. Ve o Nezih’in evinde yapılan provada diğer genç semazenler bu adama Mevlevi ayininin nasıl olduğunu yanu mukabelenin nasıl olduğunu öğrettiler.

O seyahette konuşmalarında öyle saçma sapan şeyler söylemeye başladı ki eyvah dedik ne olacak şimdi. Mesela bir iddiasına göre Mevlevi geleneğinde namaz kılınmıyor ! Allah allah, biz hiç böyle bir şey duymadık. Efendim, Kur-anı kerim okunurken besmele çekmeye gerek yok çünkü dervişlerin arasında şeytan yok falan gibi, böyle olmayacak şeyler söylemeye başladı. Bir de baktık ki etrafına bi sürü insan toplamış renga-renk tennureler filan derken, bugün ortaya çıkan Emav mıdır adı neyse öyle bir vakıf çıktı. Ben teklif ediyorum bu arkadaşlara, biz Mevleviyiz demesinler, Çıkariyye tarikatının mensubuyuz desinler ve bu daha doğru olur o zaman kimse bir şey diyemez onlara. Ama bir referans verdiğiniz vakit o referansa uymanız lazım.

Taciz olayını ben kendim seyretmedim. Ama bir Türk televizyonu, biraz mağazin bir televizyon programında bu adamı bir restoranda yanında bir bayan oturuyor eli bayanın dizinin içerisinde, belli bir rakı sofrasında bir işret halinde. Eh bunlar özel hayatta olacak şeyler, olabilir hepimizin hatası var. Ben bunu ayıplamıyorum, olabilir. Fakat sizin eğer temsili bir sıfatınız varsa, Mevlevi Şeyh’iyim diye ortada duruyorsanız bunu yapamazsınız. Çünkü derler ki, Mevlevilik’te böyle bir adet var. Yani iki şeyi birbirinden ayırmamız lazım. Ben şarap içiyorum o beni ilgilendirir günah olduğunu da biliyorum dersiniz. Ama islamiyette şarap imek haram değildir dediğiniz zaman Kur-anı kerimin ayetini iptal ediyorsunuz. Buna kimsenin hakkı yok. Yani çok şükür dini geleneğimizin verileri ortada beton gibi duruyor.

Soru şu, kardeşim biz dervişiz bir manevi işaret gördüm de bana dediler ki böyle yap öyle yap, yok bunlar olmaz. Yani batıni ve zahiri diye bir şey vardır. Yani zahiri akaide kurallara uymuyorsa batını istediğin kadar evliya olsun ilgilendirmez şekline de uymak zorunda, Hazreti Mevlana’da diyebilir, Hazreti Peygamber kendisi günde yetmiş bin defa tövbe eden bir insan, yani günahkarmıydı ? Ben Peygamberim benim ibadete ihtiyacım yok mu dedi. Bunları bırakalım, bunlar bence yanlış söylemler. Yalnız tekrar altını çiziyorum. Şu anda çok tehlikeli bir durumdayız.

Şöyle ki, bakın konu Alevi, Sünni konusuna indirgeniyor, Konu CHP, AKP konusuna indiriliyor. Konu İstanbul Belediyesi bilmem ne konusuna indiriliyor. Yani çok boyutlu bir siyasi tehlikenin içerisindeyiz. Bu gösteri ortaya koydu ki Türkiye bu konuda da çok bölünmüş durumda, mazallah bu ayrılık ve bu kavganın konularından birisi olabilir bu da..
( Bir de bir şey var bugün çok iyi bir çalışma içerisinde belediyeler ve iktidar partiler. Eski dergahların bir çoğunu tarihi bina olarak tamir ediyorlar, mesela yeni kapı Mevlevihanesi, bir kaç yangından sonra tamamıyle harap durumdaydı. Kasımpaşa Mevlevihanesi restore edildi vesaire, fakat binaları restore ederken içine ne konuluyor onu sormamız lazım. Şimdi bu sefer ne oluyor, bakıyorum, yine belli bir siyasi partinin insanları bu restore edilmiş binanın içlerine yerleşip kendilerine mürid topluyorlar, cemaat topluyorlar.

Bu bence çok tehlikeli bir gelişme, ben şunu iddia ediyorum elinizde tassavvuf ve Mevlevilikle çok yüce bir miras var. Edebiyatından musikisinden, şiir’inden, güzel sanatlarından geleneklerinden her şeyinden. Bunları ortaya koyup insanlara nakletmemiz gerekirken biz dervişçilik mevlevicilik oynuyoruz. Bu çok tehlikeli bir şey, bunlar cemaatçiliğe yol açacaktır ve cemaatler de siyasi bir malzeme olmak durumunda.

Kategori Tag

Yorumunuzu Ekleyin

E-mail adresiniz yayınlanmayacak.