Fransa’nın Vitrinindeki Türklerden Sinema Yönetmeni Hüseyin Aydın Gürsoy

14
22 Temmuz 2026 tarihinde Tansu Sarıtaylı tarafından eklendi

Fransa’nın Vitrinindeki Türklerden Sinema Yönetmeni Hüseyin Aydın Gürsoy Anlattı. Fransa’da yetişen genç yönetmen Hüseyin Aydın Gürsoy, ilk uzun metrajlı filmi “Bir Türk Meselesi” ile göç, kimlik ve ayrımcılık gibi güncel toplumsal meseleleri beyaz perdeye taşıyor. 12 Ağustos’ta Fransa’da vizyona girecek film öncesinde Gürsoy, gazeteci Tansu Sarıtaylı’nın sorularını yanıtladı. Yönetmen, filmin ortaya çıkış sürecinden Avrupa’da Türk olmanın anlamına kadar birçok konuda samimi açıklamalarda bulundu.

Tansu Sarıtaylı: Fransa’nın vitrindeki Türklerinden, yönetmen Hüseyin Aydın Gürsoy ile birlikteyiz. Kendisi uzun yıllardır Fransa’da yaşıyor ve sinema alanında önemli çalışmalara imza atıyor. Çocuk yaşta başladığı oyunculuk eğitiminin ardından kısa filmler yöneten Gürsoy, şimdi ise ilk uzun metrajlı filmi “Bir Türk Meselesi” ile sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Film, 12 Ağustos 2026 Çarşamba günü Fransa’da vizyona girecek.
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Ben Hüseyin Aydın Gürsoy. Ordu’nun Aybastı ilçesinde doğdum. Üç yaşımdan bu yana ailemle birlikte Fransa’da yaşıyorum. Üniversitede bilgisayar mühendisliği eğitimi aldım. Bunun yanı sıra sinemaya olan ilgim sayesinde çeşitli projeler geliştirme fırsatı buldum. Bugüne kadar dört kısa film çektim. Bu yıl ise ilk uzun metrajlı filmimi tamamladım. “Bir Türk Meselesi” adlı filmimiz, 12 Ağustos 2026 Çarşamba günü Fransa sinemalarında vizyona girecek.

Tansu Sarıtaylı: “Bir Türk Meselesi” fikri nasıl ortaya çıktı?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Bilgisayar mühendisliği eğitimi aldığımı söylemiştim. Fransız vatandaşlığını aldıktan sonra ismimi değiştirmeye karar verdim. Ne yazık ki Fransa’da hâlâ ayrımcılık ve ırkçılıkla karşılaşılabiliyor. Özellikle iş bulma ya da ev kiralama gibi konularda, yabancı kökenli kişilerin isimlerinden dolayı çeşitli zorluklar yaşayabildiğini gözlemledim.

İsmimi değiştirdikten sonra aldığım Fransız isminin hayatımda bana ne kadar kolaylık sağladığını bizzat deneyimledim. Bu yaşadıklarımdan yola çıkarak, Türk toplumundan gelen ve Fransız toplumunda kariyer yapan bir karakterin hikâyesini anlatmak istedim. Ortak senaristim Lidor Cükler ile birlikte filmi geliştirmeye başladık.
Filmde, Türk kökenli bir avukatın hikâyesini anlatıyoruz. Bir yandan Fransız toplumunda kendine yer edinmeye çalışan, diğer yandan ise Türk toplumu ile bağlarını koruyan bir karakter üzerinden kimlik, aidiyet ve toplumsal kabul gibi konuları ele alıyoruz.

Tansu Sarıtaylı: Bu hikâyeyi anlatmaya sizi iten temel neden neydi? Sizi bu konuya yönelten asıl motivasyon ne oldu?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Bu hikâye tamamen kendi kişisel deneyimlerimden doğdu. Fransa’da yaşayan Türklerin kendilerine nasıl bir yer edindikleri, Fransız toplumuyla nasıl ilişkiler kurdukları ve aynı zamanda kendi toplumlarıyla bağlarını nasıl korudukları benim için önemli sorular oldu. Film boyunca bu sorulara cevap aramaya çalıştım. Bir insanın iki kültür arasında yaşarken hem köklerine bağlı kalıp hem de bulunduğu toplumun bir parçası olabilmesinin mümkün olup olmadığını izleyiciye düşündürmek istedim.

Tansu Sarıtaylı: Anlaşılan filmin adının “Bir Türk Meselesi” olmasının nedeni de tam olarak bu anlattığınız konular, öyle değil mi?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Evet. Filmde olaylar, Türk kökenli genç bir taksicinin ırkçı bir saldırıya uğramasıyla başlıyor. Genç, hakkını aramak için dava açmak istiyor ve bu dava zamanla avukat için giderek büyüyen bir soruna dönüşüyor. Avukat, iyi niyetle çözüm üretmeye çalışırken bazı hatalar yapıyor.
Aslında film, bir bakıma “Türk olma meselesi”ni anlatıyor. Karakterlerin Türk kimliği, olayların seyrini doğrudan etkiliyor ve mesele giderek Fransa’da büyüyen toplumsal bir tartışmaya dönüşüyor. Bu nedenle filmin adı “Bir Türk Meselesi” oldu.

Tansu Sarıtaylı: Bu filmde öne çıkan ana tema ırkçılık mı?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Irkçılık elbette filmin temel unsurlarından biri. Çünkü hikâye, ırkçı saldırıya uğrayan genç bir taksicinin yaşadıklarıyla başlıyor. Filmin merkezindeki avukatın gerçek adı Mustafa. Ancak kariyerinde daha rahat ilerleyebilmek için adını Mathieu olarak değiştiriyor. Film boyunca karakterin Türk kimliği sürekli karşısına çıkıyor. İnsanların ona yaklaşımında, kurduğu ilişkilerde ve yaşadığı olaylarda bunun etkisini görüyoruz. Bu nedenle Fransa’da zaman zaman tartışılan sistematik ayrımcılık ve sistemik ırkçılık konusunu sinema diliyle ele almak istedim.

Tansu Sarıtaylı: Bu film bir göç hikâyesi mi, bir kimlik hikâyesi mi, yoksa toplumsal bir eleştiri mi?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Aslında hepsinden biraz var. Kimlik meselesi filmin merkezinde yer alıyor. Çünkü hem Türk hem Fransız kimliğiyle yaşadığınızda ister istemez şu sorular ortaya çıkıyor: “Daha çok Türk müsün, daha çok Fransız mısın? İkisi birden misin, yoksa hiçbirine tam olarak ait değil misin?” Film boyunca bu soruların cevaplarını arıyoruz. Aynı zamanda bir göç hikâyesi de anlatıyoruz. Karakterlerin babaları, Türkiye’den Fransa’ya çalışmak için gelmiş bir kuşağı temsil ediyor. Onların yaşadığı zorlukları, verdikleri mücadeleyi ve sonraki kuşaklara bıraktıkları mirası da filmde işlemeye çalıştık.

Tansu Sarıtaylı: Peki filmde toplumsal bir eleştiri de var mı?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Elbette var. Ancak bu eleştiri tek taraflı değil. Filmde hem Fransız toplumuna hem de Türk toplumuna ayna tutuyoruz. Kendi toplumumuzun da eleştirilmesi gereken yönleri varsa bunları ortaya koymaya çalışıyoruz. Aynı şekilde Fransız toplumunun da üzerinde düşünmesi gereken meseleleri izleyiciye gösteriyoruz. Amacımız kimseyi suçlamak değil; birlikte yaşarken karşılaştığımız sorunları görünür kılmak ve herkesin bunlar üzerine düşünmesini sağlamak.

Tansu Sarıtaylı: Filmin adı bir provokasyon mu, yoksa bir sorgulama mı?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Kesinlikle bir sorgulama. Film, Türklük ve kimlik üzerine sorular soruyor. Karakter Türk olmasaydı bu olaylar aynı şekilde gelişir miydi? Irkçı saldırıya uğrar mıydı? Yaşadığı sorunlar yine aynı olur muydu? Film, tam da bu sorular üzerinden ilerliyor. Dolayısıyla izleyiciyi kimlik ve aidiyet kavramları üzerine düşünmeye davet ediyor.

Tansu Sarıtaylı: Fransa’da Türk kökenli bir yönetmen olarak sinema üretmek nasıl bir deneyim? Bu filmi çekerken ne tür zorluklarla karşılaştınız?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Fransa’da yabancı kökenli olmak, birçok meslekte olduğu gibi sinema sektöründe de işleri biraz daha zorlaştırabiliyor. Bir Fransız yönetmenle kıyaslandığında yabancı kökenli biri olarak daha fazla mücadele vermeniz gerekebiliyor. Kendi adıma doğrudan bir ırkçılığa maruz kaldığımı söyleyemem. Çünkü anlattığımız hikâyeler özgün ve ilgi çekici olduğu için sektörde karşılık bulabiliyor.

Buradaki en önemli sorumluluğumuz, yalnızca Fransızların görmek istediği hikâyeleri anlatmak değil; kendi içimizden gelen, samimi ve bize ait hikâyeleri sinemaya taşıyabilmek. Biz de bunun için çalışıyoruz. Bazı projeler hayata geçiyor, bazıları ise gerçekleşmiyor. Bu durum aslında herkes için geçerli. Ancak yabancı kökenli biri olarak daha fazla engelle karşılaşabileceğimizi de düşünüyorum. Buna rağmen mutlaka bir yol bulmaya çalışıyoruz.

Tansu Sarıtaylı: Avrupa’da yaşayan Türklerin hikâyeleri sizce bugüne kadar yeterince anlatıldı mı? Belgesellerde ya da sinemada bu konu hak ettiği yeri bulabildi mi?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Bu konuda Almanya’nın daha ileride olduğunu düşünüyorum. Çünkü Almanya’daki Türk toplumu Fransa’dakine göre daha eski bir geçmişe sahip. Bu nedenle sinemada da daha fazla örnek görüyoruz. Özellikle Fatih Akın’ın bu alanda çok önemli bir öncülük yaptığını düşünüyorum. Fransa’da ise bazı belgeseller izledim, özellikle dijital platformlarda ve YouTube’da bu konuda çalışmalar var. Ancak uzun metrajlı sinema filmleri açısından baktığımızda, Fransa’daki Türk toplumunun hikâyelerinin henüz yeterince anlatıldığını düşünmüyorum.

Tansu Sarıtaylı: Haklısınız. Fransa’da bu konu çok fazla ele alınmış görünmüyor. Kısa metrajlı çalışmalar var ama uzun metrajlı filmler oldukça sınırlı.

Hüseyin Aydın Gürsoy: Evet. Fransa’da bu konular üzerine çalışan bazı arkadaşlarımızın olduğunu düşünüyorum. Belki istedikleri sonuçları elde edemediler ya da projelerini hayata geçirmekte zorlandılar. Ancak zamanla, Almanya’da olduğu gibi Fransa’da da bu alanda daha fazla film üretileceğine inanıyorum. Çünkü yeni yetişen kuşak bu konulara daha fazla ilgi gösteriyor.

Tansu Sarıtaylı: Filmin çekimleri ne kadar sürdü?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Çekim kararı geçen yılın ekim ayının sonunda alındı. Hazırlıkların ardından 2025 yılının sonlarında sete çıktık. Çekimler toplam 25 gün sürdü. Aslında bu, uzun metrajlı bir film için oldukça kısa bir süre. Fransa’da benzer filmler genellikle 35 ila 40 günde tamamlanıyor. Biz ise bütçemizin imkânları doğrultusunda filmi 25 günde çekebildik. Kasım ayının sonunda çekimler tamamlandı. Daha sonra kurgu, ses ve renk düzenlemelerini kapsayan post-prodüksiyon sürecine geçtik. Filmimizi Haziran 2026’da vizyona hazır hâle getirdik.

Tansu Sarıtaylı: Çekimler sırasında sizi en çok zorlayan sahne hangisiydi?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Bizi en çok zorlayan sahne, iki kardeş ile kız kardeşlerinin yer aldığı aile içi tartışma sahnesiydi. Duygusal açıdan oldukça yoğun bir bölümdü. Oyuncular açısından da ekip açısından da hassasiyet gerektiren bir sahneydi. Filmdeki en zor sahnenin bu olduğunu söyleyebilirim. Aile içinde yaşanan büyük bir yüzleşmeyi anlatıyor ve hikâyenin en kritik kırılma noktalarından birini oluşturuyor.

Tansu Sarıtaylı: Filmde yer alan oyuncuları nasıl belirlediniz?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Oyuncu seçimi oldukça uzun ve titiz bir süreç oldu. Ocak 2024’te başrol oyuncularımızdan Lionel ile tanıştık. Ardından Fransa genelinde kapsamlı bir casting çalışması başlattık. Aradığımız karakterler için hem profesyonel oyuncularla hem de daha önce kamera karşısına hiç geçmemiş isimlerle deneme çekimleri yaptık. İlk kez oyunculuk deneyimi yaşayan birçok kişi de film kadrosuna dâhil oldu. Oyuncu seçimi yaklaşık bir yıl sürdü. 2025 yazında tüm kadro tamamlandıktan sonra çekim hazırlıklarına başladık ve ardından filmi yaklaşık 25 günlük bir sürede tamamladık.

Tansu Sarıtaylı: En büyük zorluk oyuncu kadrosunu oluşturmak mıydı?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Evet, önemli zorluklardan biri buydu. Çünkü filmde çok sayıda karakter bulunuyor. Bir yanda hukuk dünyasını görüyoruz, diğer yanda Türk toplumunu. Cami sahneleri, Türk kahvesi, kına gecesi gibi farklı mekân ve kültürleri yansıtan bölümler de var. Dolayısıyla oldukça geniş bir oyuncu kadrosuna ihtiyaç duyduk.

Tansu Sarıtaylı: Filmde gerçek yaşam öykülerinden esinlendiniz mi?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Elbette kendi yaşam deneyimlerimizden ve gözlemlerimizden yararlandık. Ancak doğrudan yaşanmış tek bir olayı birebir filme aktarmadık. Bizim için önemli olan, Türk kökenli bir avukat ile toplumun içinde çalışan genç bir Türk taksicinin yollarının kesişmesini anlatmaktı. Bu karşılaşmanın doğurabileceği sorunları ve sonuçlarını ele almak istedik. Filmde avukatın verdiği bazı kararların yanlış olduğunu da görüyoruz. Örneğin bir noktada genç taksiciyi maddi imkânlarla ikna etmeye çalışıyor ve bu önemli bir hata oluyor. Bu yanlış kararların hangi sonuçlara yol açabileceğini anlatırken, aynı zamanda hem Türk toplumunu tanıtmayı hem de iki kültür arasında yaşayan bir insanın yaşadığı kimlik çatışmasını izleyiciye aktarmayı hedefledik.

Tansu Sarıtaylı: Filminiz 12 Ağustos’ta vizyona girecek. Beklentileriniz neler?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Öncelikle hem Türk toplumunun hem de genel sinema seyircisinin filme ilgi göstermesini umut ediyoruz. Çünkü ele aldığımız konular yalnızca Türkleri ilgilendirmiyor. Irkçılık, kimlik arayışı ve aidiyet gibi meseleler, farklı kökenlerden gelen birçok insanın ortak deneyimi. Aynı zamanda Fransız izleyicilerin de bu filme ilgi göstermesini bekliyoruz. Çünkü film, Fransa’da yaşanan toplumsal meseleleri anlatıyor.

12 Ağustos’ta vizyona giriyoruz. Hangi sinemalarda gösterime gireceğimiz net olarak 10 Ağustos’ta belli olacak. Bunun yanı sıra eylül ve ekim aylarında özel gösterimler düzenlemeyi planlıyoruz. Bazı salonlarda filmi Türkçe altyazılı olarak da izleyiciyle buluşturmak istiyoruz. Dolayısıyla bu, yalnızca 12 Ağustos’la sınırlı bir proje değil; sonbahar boyunca devam edecek bir gösterim programı hazırlıyoruz.

Tansu Sarıtaylı: İzleyicilerin film bittikten sonra hangi sorular üzerinde düşünmesini istiyorsunuz?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Filmin son sahnesi de aslında buna hizmet ediyor. Hikâye boyunca Türk kökenli Fransız bir avukatın verdiği kararları izliyoruz. Bu kararların önemli bir kısmının yanlış olduğunu görüyoruz. Çünkü karakter, zamanla adalet duygusundan uzaklaşıp kendi konumunu korumaya çalışıyor. İzleyiciye bırakmak istediğimiz temel soru şu: “Siz onun yerinde olsaydınız nasıl karar verirdiniz?” Gerçekten doğru kararı vermek o kadar kolay olur muydu? Seyircinin salondan bu sorularla ayrılmasını istiyoruz.

Tansu Sarıtaylı: Sizce günümüz sinemasının en büyük sorunu nedir?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Bana göre Fransa sinemasının en önemli eksiklerinden biri hikâye çeşitliliğinin yeterince güçlü olmaması.
Biz bu filmde Fransa’daki Türk toplumunun hikâyesini anlattık. Oysa Fransa çok farklı kültürlerin bir arada yaşadığı bir ülke. Diğer toplumların yaşadığı deneyimlerin de sinemada daha fazla yer bulması gerektiğini düşünüyorum.
Bugün ağırlıklı olarak Fransız toplumunun kendi meselelerini anlatan filmler izliyoruz. Oysa kültürel çeşitlilik sinema için büyük bir zenginliktir. Fransızların “diversité” dediği bu çeşitliliğin sinemada daha fazla yer almasını arzu ediyorum.

Tansu Sarıtaylı: Sizce bugün Avrupa’da Türk olmak hâlâ bir mesele mi?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Bence hâlâ bir mesele. Fransa’da doğup büyümüş olsanız bile “Türk müsünüz, Fransız mısınız?” sorusuyla karşılaşabiliyorsunuz. Kimlik meselesi tamamen ortadan kalkmıyor. Bana göre önemli olan, insanın kendini nerede huzurlu hissettiği, yaşamını nerede sürdürmek istediği ve ailesini nerede kurmayı tercih ettiğidir. Bu Fransa da olabilir, Türkiye de olabilir. Fransa’da doğup Türkiye’de yaşamayı seçen insanlar da var. Yeni kuşaklarla birlikte bu sorunların bir kısmının aşılabileceğini düşünüyorum. Ancak yabancı kökenli insanlar için kimlik meselesi her zaman farklı şekillerde karşımıza çıkmaya devam ediyor.

Tansu Sarıtaylı: Filminiz bazı kesimleri rahatsız edebilir mi?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Açıkçası kimseyi rahatsız etmeyeceğini umut ediyorum. Elbette eleştirel konulara değiniyoruz. Ancak bunu büyük bir samimiyetle yaptığımıza inanıyorum. Filmde hem Fransız toplumuna hem de Türk toplumuna aynı mesafeden bakıyoruz. Ben de kendimi bu eleştirilerin dışında tutmuyorum. Amacımız kimseyi suçlamak değil; birlikte yaşadığımız sorunlara hep birlikte bakabilmek, kendimize ayna tutabilmek ve bunlar üzerine düşünmeye davet etmek.

Tansu Sarıtaylı: Bu filmden sonra yeni projeleriniz olacak mı?

Hüseyin Aydın Gürsoy: Evet, yeni projeler üzerinde çalışıyoruz. Ortak senaristimle birlikte yeni bir filmin senaryosunu yazıyoruz. Henüz kesinleşmedi ancak Paris’te bir Türk meyhanesi açmak isteyen bir karakterin hikâyesini anlatmayı planlıyoruz. Müzikal türünde bir film olmasını düşünüyoruz. Şimdilik geliştirme aşamasındayız. Hikâyenin bizi nereye götüreceğini hep birlikte göreceğiz.

Tansu Sarıtaylı: Son yıllarda Fransa’da Türk kökenli bir yönetmen olarak ön plana çıkmanız, Türk toplumu adına sevindirici bir gelişme. Üstelik yıllardır konuşulmayan konuları sinemaya taşımanız da oldukça değerli.
Burada uzun yıllardır yaşayan, ancak bugüne kadar hiç sinemaya gitmemiş birçok vatandaşımız olduğunu biliyorum. Belki de sizin filminiz sayesinde ilk kez bir Türk yönetmenin filmini izlemek için sinema salonuna gidecekler. Ben buna inanıyorum.

Hüseyin Bey, davetimizi kabul edip geldiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Ben sorularımı yönelttim, siz de samimiyetle yanıtladınız. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı? Hüseyin Aydın Gürsoy: Şu anda özellikle eklemek istediğim başka bir konu yok. Filmimiz 12 Ağustos’ta vizyona giriyor. Tüm sinemaseverleri filmimizi izlemeye davet ediyoruz. İlginiz için çok teşekkür ederim.

Tansu Sarıtaylı: Ben teşekkür ederim. Başarılar diliyorum.

Kategori

Yorumunuzu Ekleyin

E-mail adresiniz yayınlanmayacak.