PARİS’TE “DEMOKRASİ, LAİKLİK VE İSLAMOFOBİ “KONFERANSI YAPILDI

1,140
https://youtu.be/blfwV9GmMNs
20 Nisan 2015 tarihinde Tansu Sarıtaylı tarafından eklendi

Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) tarafından düzenlenen Demokrasi, Laiklik ce İslamofobi Konferansı’nda konuşmacı olarak katılacağı ilan edilen İlahiyatçı-Yazar İhsan Eliaçık, Fransa’dan vize alamadığı için konferansa iştirak edemedi. Evrensel gazetesi başyazarı İhsan Çaralan ile Tarih Doktoru Deniz Uztopal konferansa konuşmacı olarak katıldılar. Konferansı yöneten DİDF Başkanı Özgür Çolak, Konferansın konusu üzerine aşşağıdaki açıklamaları yapmasının ardından söz konuşmacılara bıraktı. Fransa’da mizah dergisi “Charlie Hebdo”nun merkezine düzenlenen ve 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırı ve sonrasında ki tartışmalar uzun sure devam edecek. Bu olay Avrupa’da dini değerler üzerinden sürdürülen kışkırtıcı politikaların geldiği noktayı gözler önüne sermektedir.Saldırıyı kimin düzenlediğinden bağımsız olarak, bu insanlık dışı katliamın Avrupa’da farklı dini inanca sahip insanlar arasında düşmanlığı körüklemeyi hedeflediği açıktır.Bu katliamın yaratacağı siyasi sonuçlar olacaktır.

11 Eylül’de ABD’deki saldırının ardından yaşandığı üzere, dini farklılıklar üzerinden sürdürülen kışkırtıcı ve bölücü politikaların daha da tırmandırılması, göçmenlere yönelik önyargı ve ayrımcılığın hız kazanması sürpriz olmayacaktır. Ancak şurası açıktır ki; ABD ve Avrupalı büyük devletlerin kendi elleriyle yarattıkları IŞİD gibi radikal İslamcı terör gruplarının insanlık dışı eylemlerinin faturası şu ya da bu inançtan halka çıkarılamaz; dini ve milli değerleri kullanarak ekilen düşmanlık tohumları, hem Müslüman kökenli göçmenler hem de yerli halkın temel hak ve özgürlüklerini sınırlandırma anlamına gelmektedir. Güya İslam adına yola çıktığını ileri süren terör örgütlerinin insanlık dışı eylemleri veya “güvenlik kaygıları” öne sürülerek, başka bir insanlık suçu olan ırkçı, milliyetçi ve ayrımcı politikalar-uygulamalar haklı ve meşru görülemez. Hangi dinden, hangi etnik kökenden olursa olsun, işçi ve emekçi halkın bugünlerde daha fazla ihtiyaç duyduğu şey; önyargıların kırılması, ortak yaşamın önünün açılması ve halkların kardeşliğidir. Dini farklılıkların kışkırtıcı bir biçimde kullanılmasını kabul edilemez. Bu tip oyunları boşa çıkarmanın yolu gerçek demokrasinin uygulanması, laikliğe sahip çıkılması ve din üzerinden siyaset yapılmasının mahkum edilebilmesine bağlıdır. Tüm bu gelişmeler çercevesinde müslüman kökenli göçmenler üstünden de işi ve emekçilere saldırılarını bi şekilde ortaya koyuyorlar ki, bunun en son örneği geçtiğimiz hafta Fransa Ulusal Meclisi’ne sunulan anti-terör yasasında bunu açıkca görüldüğünü “ ifade etti.

Sorbonne Universitesi Tarih Doktoru Deniz Uztopal, konuşmasında Fransa’daki laiklik konusunu ele aldı. Fransa’da laiklik 1905’den bu yana yasallaşmış, kiliseye karşı uzun mücadeleler sonucu, İkinci Dünya Savaşı sonrası koşullarında belki de burjuva demokrasisinde hayata geçirilebilecek en ileri biçimini almıştı. Sağlı sollu tüm burjuva politikacıları da laikliği ağızlarından hiç düşürmemişlerdir. Ancak Fransa’da laiklik, son 12-14 yıl içinde bizzat devletten büyük darbeler yedi ve dinler tartışması, başka sosyal sorunlarla da birleşerek toplumda önemli tahribatlara yol açtı.
Charlie Hebdo saldırısını; Fransa’da doğmuş büyümüş gençlerin neden cihadcılara katıldığını anlamak için bu toplumsal tahribatı ve dinsel kutuplaşmayı anlamak gerekir. 2001’de ikiz kulelerin yıkılması, ardından Afganistan ve Irak halklarına bomba yağdırılmasıyla birlikte başlatılan ‘medeniyetler çatışması’ tartışmaları Fransa’da da yürütüldü. 2002’de aşırı sağcı Jean-Marie Lepen’in, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 2. tura kalması dönüm noktası oldu. İktidara gelen sağ, aşırı sağa oy veren vatandaşı ‘kazanabilmek’ için söylemlerini daha da sağcılaştırdı. 2003’te Başbakan Jean-Pierre Rafarin laiklik üzerine bir rapor hazırlattı ve 2004’te, o güne kadar ciddi hiç bir sorun teşkil etmeyen ve toplumun gündeminde olmayan ‘türban’ sorun gündeme getirildi. Okullarda türban yasağı onaylandı.

İslam üzerine yoğun tartışmalar tertiplendi, İslam’ın kadına ne kadar baskı yaptığı, ülkedeki 5-6 milyon Müslüman vatandaşın topluma ne kadar sorun çıkardığı, ortaöğrenimde aslında sayısı sadece bir kaç yüz olan türbanlı gencin eğitim sistemini tehdit ettiği, banliyölerde sorun çıkartan, arabaları yakan gençlerin tümünün Müslüman oldukları vs… gibi konular ülkenin en önemli sorunları olarak işlendi. 2003’te, dönemin İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy, Cumhuriyetin “kendi İslamını” kurabilmesi için bir kuruma ihtiyacı olduğunu gündeme getirdi ve Müslüman İnancı Fransız Konseyi’ni (CFCM) kurdurttu. İçişleri Bakanlığı camilerin imamlarını belirleme, ‘zararlı’ bulduklarını engelleme hakkına sahip oldu. Şubat 2005’te “Fransız sömürgeciliğinin pozitif rolü”nün okullarda öğretilmesi gündeme getirildi. Tepkiler üzerine geri adım atıldı, ama on yıllarca sömürülen ve çoğu Müslüman olan Afrika ülkelerinin ne kadar geri kaldığı, Fransa’nın ise ‘ileri’ bir uygarlık olarak buralara “medeniyet götürdüğü” fikri böylelikle desteklendi, teşvik edildi. Sarkozy 2007’de Cumhurbaşkanı oldu ve iktidardaki 5 yılı boyunca Hıristiyanlığı açıktan destekledi; İslam’a, daha doğrusu laikliğe saldırıyı yoğunlaştırdı.

Kasım 2009’da İsviçre’de, cami minarelerine dair yapılan referandum Sarkozy açısından bir dönüm noktası olur. Ona göre bu referandumun sonucu Avrupa toplumunda İslam karşıtı duygunun ne kadar geliştiğinin bir göstergesidir. Dolayısıyla artık toplumun belirli bir kesimine seslenirken İslam karşıtlığı duygusunu kaşımak gerektiği fikrine varır. Le Monde gazetesi için yazdığı bir yazıda İslamı ve Müslümanları kastederek “dinsel sembollerin çok göze batan bir davranış içinde olmamaları gerektiğini” savunur. Oysaki kendisi devlet başkanı olarak ülkenin en büyük 3 dinine aynı mesafe ile hiçbir zaman yaklaşmamış, Hıristiyanlık ve Yahudilik lehine İslam’a karşı; özellikle de banliyö sorunları üzerinden dışlayıcı, horlayıcı, küçümseyici bir pozisyonda olmuştur. Zira, Le Monde’daki makalesinin daha mürekkebi bile kurumadan sayısı sadece 300-500 kadar olan “burka giyen Müslüman kadınlar” aylar sürecek bir tartışmanın konusu olurlar ve ve ekim 2011’de Fransa’da burka giyilmesi yasaklanır.
2012’de François Hollande Cumhurbaşkanı olarak seçildiğinde Sarkozy yıllarında laikliğe karşı yapılan bu saldırılar ve toplumda yarattığı kırılma, devletin bir yandan İslam’ı hor görürken diğer yandan Hıristiyan ve Yahudiliğe yakınlaşmasının Müslüman Fransızlar içinde doğurduğu sorunlar, büyük oranda ilerlemişti.

Bunlara bir de Sarkozy’nin yürüttüğü Libya, Fildişi ve Afganistan savaşlarını eklemek gerekir. François Hollande da Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Irak savaşlarını başlatır. İçeride laikliğe saldırı, devletin dinlere karşı eşitsiz tavrı, Müslüman gençlerin sorunlu ve potansiyel tehlike olarak görülmesi; milliyetçilik ve Hıristiyanlığın ulusal kimliğin temellerinden biri ilan edilmesi, dışarıda ise emperyalist saldırgan bir savaş politikası izlenmesi ve somut olarak ezici çoğunluğu Müslüman olan ülkelere yönelik işgal politikası… Fransız burjuvazisinin bu politikaları uluslararası alanda yaşanan diğer olaylar ile birleştiğinde radikal dinci grupların ekmeğine yağ sürdü. Yoksul, işsizliğin pençesinde olan, eğitim sisteminde gelecek göremeyen ve laikliğe yapılan saldırılar çerçevesinde dinler arasında taraf tutmaya zorlanan gençlerin kendilerini anne ve babalarından daha fazla Müslüman hissetmeleri, dinsel kimliğe daha fazla sarılması; ve bu kimliği öne çıkartmaya açık koşullarda radikal İslamcı grupların söylemlerine kulak kabartması şaşırtıcı olmadı. Bugün Fransa’da cihadcılarla ilişkisi olan 1200 kişiden bahsediliyor. Eğer ülkede gerçek bir laiklik acilen inşa edilemezse, bunların toplumsal yaşam koşulları değişmez, daha iyi bir gelecek vadedilemezse; 2012’de ‘yeni Muhammed Merah’lar çıkar’ öngörümüzün doğru çıkması gibi, bugün de ‘yeni Kuaşi ve Amedy Kulubaliler çıkar’ dediğimizde maalesef yanılmayız. Emperyalist gericiliği ile radikal dinci gericilik birbirlerini besliyor ve güçlendiriyor. Bize düşen ikisine de karşı, birlikte mücadele etmek. Başka çare yok…

Evrensel gazetesi başyazarı İhsan Çaralan, yaptığı konuşmada, genel olarak Türkiye’deki mevcut iktidar ve 7 Haziran’da yapılacak olan genel seçimler üzerien yaptığı konuşmasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşmalarda sık sık dile getirdiği , ülke çıkmaz içinde olduğu yakınmalarını, tanımayan birisi olsa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devrimci biri olduğunu düşünür, 13 yıldır iktidarda olan AKP ‘nin aslında hiç bir engel olmamasına rağmen engelleyen varmış gibi göstermesi anlaşılır gibi değil “dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında olanlara bakıldığında insanın bir kat daha şaşırması gerekiyor. Diyanet İşleri başkanlığı yanında, Camiler yanında, Polis yanında, Maliye yanında, Adliye yanında, havuz medyası yanında Ordu yanında, Çözüm dedi kürd kesiminin bir kısmını da yanına aldı, Aleviler dışında karşısında kim var karşısında olan, sorusunu yönelten Evrensel gazetesi başyazarı Çaralan, Cumhurbaşkanı’nın ülkeyi kurtarmak için karşımızda engel çıkarıyorlar diyebileceği güç yok.

Kürd sorununda çözüm için vaadleri var, ama icraat yok, Aleviler konusunda açılım filan olamıyacağını Cumhurbaşkanı Erdoğan’da biliyor, Cem evlerini Camii statüsüne alamıyacağına göre, okullardan din eğitimini de mecburu olmaktan çıkaramıyacağını biliyor. Onun için Alevi açılımı gibi söylemlerin boş olduğunu biliyor. Erdoğan’ın dış politikası da iflas etmiş durumda, İran ile ABD ve Batı ülkelerinin yaptığı anlaşma bölgede yalnız kalan Türkiye’yi daha da yalnızlığa itecektir, Müslüman kardeşler, Tunus’da gücünü kaybette, Mısır’da gücünü kaybetti, Tek kaldığı Türkiye, Suriye konusunda ABD ile de ters düşüyor. Türkiye her geçen gün yalnızlığa itiliyor. Genel seçimlerde Cumhurbaşkanı 400 Milletvekili istiyor AKP’den, AKP’nin iktidar olması için 400 Milletvekiline ihtiyacı yok 275 Milletvekili ile de İktidar olabilir, bu durumda Cumhurbaşkanı AKP ile de ters düşmüş durumda, HDP’nin önünü kesmeye çalışıyor, daha evvel barajı kaldıracağım diyen Erdoğan, şimdi sımsıkı baraja sarılmış durumda, öyle veya böyle HDP barajı açıp Meclis’te yerini alacaktır dedi.

Kategori

Yorumunuzu Ekleyin

E-mail adresiniz yayınlanmayacak.