Fransa’nın Vitrindeki Türklerinden Sinema Oyuncusu Tuğba Sunguroğlu

2
24 Haziran 2026 tarihinde Tansu Sarıtaylı tarafından eklendi

Fransa’nın Vitrindeki Türklerinden Sinema Oyuncusu Tuğba Sunguroğlu. Sinema dünyasında ağır ağır ve kararlı bir şekilde ilerliyor. Oyunculuğa 2015 yılında, Deniz Gamze Ergüven’in yönettiği ve dünya çapında ses getiren Mustang filminde canlandırdığı Selma karakteriyle adım attı. Daha sonra Börü 2039 dizisinde Tomris Boratav rolüyle dikkat çekti. İlk Göktürk ve Kanun filmlerinde de rol alan genç oyuncu, kariyerine sinema ve dizilerde devam etmektedir.

Fransa’nın vitrindeki Türklerinden Tuğba Sunguroğlu ile birlikteyiz. Kendileri sinema oyuncusu. Paris’te yaşıyor. İlk önce kendilerinin hayat hikâyesini kısaca anlatmalarını rica edeceğim. Ondan sonra sohbetimize devam edeceğiz.

Tansu Sarıtaylı: Tuğba Hanım, ilk önce kendinizi tanıtır mısınız?

Tuğba Sunguroğlu: Tuğba, ben 27 yaşındayım. Türkiye’de doğdum. Eskişehir doğumluyum. 6 yaşımdayken Fransa’ya geldim. 15 yaşımdayken Deniz Gamze Ergüven ile havalimanında tesadüfen tanıştım. Onun yönetmenliğini yaptığı Mustang filminde oynadım. O günden beri de sinemaya devam ediyorum. Hem Türkiye hem de Fransa arasında çalışıyorum.

Tansu Sarıtaylı: Kaç yıldır Paris’te yaşıyorsunuz?

Tuğba Sunguroğlu: 6 yaşımdan beri Paris’te yaşıyorum. 27 yaşında olduğuma göre 21 yıldır Paris’te yaşamımı sürdürüyorum. Elbette herhangi bir film çekimi dolayısıyla Paris, yani Fransa dışına çıkmışlığım da oluyor.

Tansu Sarıtaylı: İlk film çalışmanız Türkiye’de mi oldu, yoksa Fransa’da mı?

Tuğba Sunguroğlu: Yok, ilk film çalışmam Türkiye’de oldu. Mustang filmi için. Ondan evvel hiç tiyatro tecrübem yoktu. Hatta çok da utangaç bir kişiydim. O yüzden böyle yavaş yavaş öğrendim. Mustang filmini Türkiye’de çekmiştik.

Tansu Sarıtaylı: Sinema eğitimini Türkiye’de mi aldınız?

Tuğba Sunguroğlu: Hayır, ben daha oyunculuk eğitimi almamıştım. Tamamıyla şans eseri oldu benim sinema oyunculuğuyla tanışmam. Zaten beni de Deniz Gamze Ergüven keşfetti ve öyle filmi çektik. Sonrasında ben bu işi beğendim. Tiyatro okuluna yazılayım dedim ve sonunda tiyatro eğitimime Fransa’da devam ettim.

Tansu Sarıtaylı: Oyunculuk küçük yaşlarda hayaliniz miydi?

Tuğba Sunguroğlu: Doğrusunu söylemem gerekirse hiç değildi. Yani dediğim gibi çok utangaç bir kişiydim. Hayatımda ne istediğimi pek bilmiyordum. Hani 14-15 yaşında ergenlik zor. O yüzden aslında bu benim için çok iyi geldi. Kendimi öyle bulmaya başladım. Çünkü insanların bana bakması ilk başta pek hoşuma gitmiyordu ama önemli hikâyeler anlatmak, farklı karakterler oynamak bana çok çok iyi geldi.

Tansu Sarıtaylı: Örnek aldığınız bir oyuncu var mı?

Tuğba Sunguroğlu: Örnek aldığım çok oyuncu var. Benim en çok sevdiğim oyunculardan biri Gena Rowlands vardır. Ben onun bütün filmlerini izlediğim bir oyuncu. Onun kariyeri bana çok iyi geliyor ve filmlerini de çok seviyorum. Oynadığı bütün karakterleri de öyle.

Tansu Sarıtaylı: Türkiye’de kalsaydınız, Türkiye’de yaşasaydınız daha fazla filmde rol alma şansınız mı olurdu? Yoksa Fransa’da yaşadığınız süre içerisinde veya gelecekte daha fazla filmde yer alabilir misiniz?

Tuğba Sunguroğlu: Bilemiyorum. Türkiye’de olsaydım muhtemelen daha fazla projede yer alırdım. Çünkü Fransa’da, nasıl desem, insanlar beni çok Türk olarak kategorize ediyor ki öyleyim. Ama bir yandan da tipim Fransızlara çok uygun. Burada biraz daha zorlanıyorum. Türkiye’de olsaydım belki benim için daha kolay olabilirdi, bilemiyorum. Ama oradakiler için de Fransız kalıyorum. Yani öyle ikisinin arasındayım.

Tansu Sarıtaylı: Zaten bizim toplumun, Fransa’da yaşayan toplumun en büyük sorunu bu diyelim. İki ülkede de, hem yaşadığı Fransa’da hem de Türkiye’ye gittiği zaman, iki yerde de yabancı oluyor. Tam anlamıyla kabul edilmemiş oluyor. Böyle bir şanssızlığımız var. Gelecek için projeler var mı? Yeni teklifler var mı?

Tuğba Sunguroğlu: Birkaç proje var. Bir tanesi de benim kendi yazdığım bir proje. Kısa film projem var. Kameranın arkasına geçmek istiyorum. O da zaten Türkiye’de geçen bir hikâye. Fransız-Türk bir kızın hikâyesini takip edeceğiz. Onlar şu an gelişme aşamasında. Oyuncu olarak da birkaç beklediğim cevap var. Konuşamadığım bazı projeler var ama ikisi de Fransız-Türk projeleri diyelim. Bir de Tünece diye bir filmde oynadım. Murat Kılınış diye bir yönetmen. Onun da filmi yakında çıkacak sanırım.

Tansu Sarıtaylı: Peki, biraz evvel kendi yazdığınız senaryodan bahsettiniz. Senaryo da mı yazıyorsunuz? Yazdığınız senaryo sinemaya uyarlandı mı?

Tuğba Sunguroğlu: Bu benim ilk deneyimim olacak. Bunun üzerinde bir yapımcıyla çalışıyorum. O yüzden senaryo yazmanın bazı püf noktalarını da öğreniyorum. Çünkü okuyarak ve oynayarak edindiğim deneyimle ilk defa böyle bir işe kalkışıyorum ama çok da hoşuma gidiyor. Hem oynamak istiyorum hem de o filmi çekmek istiyorum. Bilmiyorum, kendi vizyonumu da göstermek istiyorum.

Tansu Sarıtaylı: Şimdilerde Amerika’da yaşayan Fransa doğumlu Türk yönetmen Deniz Gamze Ergüven’in yönettiği filmde de oynadınız. Sizin oynadığınız ilk film miydi? Deniz Hanım ile irtibatınız devam ediyor mu?

Tuğba Sunguroğlu: Evet, ilk filmimdi. Deniz ile görüşüyorum ama eskisi kadar fazla değil. Malum, Amerika’da yaşadığı için eskisi kadar konuşamıyoruz, görüşemiyoruz. Ama Mustang filminde oynadığım diğer kızlarla da öyle. Aslında biz tam bir aile gibiyiz. Ben Türkiye’ye gittiğimde onlarla görüşüyorum. Hâlâ kız kardeş gibiyiz. Deniz de benim için çok önemli. Bu görüşmeler benim için çok değerli oluyor.

Tansu Sarıtaylı: Ne tür filmlerde rol almak istiyorsunuz?

Tuğba Sunguroğlu: Türk filmlerinde rol almayı daha çok istiyorum. Benim çok beğendiğim ve filminde oynamayı düşündüğüm yönetmenlerden biri Fatih Akın. Onu yönetmen olarak çok beğeniyorum, onunla çok çalışmak isterim. Malum, onun Almanya ayağı da var. Mesela onun yöneteceği herhangi bir filmde rol almayı isterim. Çalışma tarzı çok hoşuma gidiyor.

Tansu Sarıtaylı: Siz daha çok Türkiye’de ve Türk filmlerinde yer almak istediğinizi söylüyorsunuz anladığım kadarıyla. Oyuncu olmanızı aileniz nasıl karşıladı? Sinema oyunculuğu konusunda ne düşündüler?

Tuğba Sunguroğlu: Ailem destekliyor. İlk oynadığım Mustang filmi için biraz endişe duyduklarını anladım ama bunu da normal karşılamak gerek. Hiç bilmediğimiz bir sektör olduğu için annem biraz korkmuştu. Ama bir yandan da bunun belki hayatımda bir kez karşıma çıkacak bir şans ve deneyim olduğunu düşünmüştü. O yüzden şimdi de hâlâ beni destekliyorlar. Sadece çalıştığım zamanlar oluyor, çalışmadığım zamanlar oluyor. Bu yüzden onlar da biraz strese giriyorlar. Tabii onların bunu anlamaları zor oluyor. Yoksa genel olarak destekliyorlar.

Tansu Sarıtaylı: Gelişen teknoloji her meslekte olduğu gibi sinema sektöründe de var. Malum, işin bir de yapay zekâ boyutu var. Senaryolar bile yazdırılıyor. Bunun sinemaya etkisi ne olur sizce? Yapay zekânın etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tuğba Sunguroğlu: Yani bilemiyorum. İstesek de istemesek de artık yapay zekâ var. O yüzden onun bir regülasyonu, yani bazı kurallarının olması lazım ki insanlar bunu elbette kullansın. Ama oyuncu olarak bana biraz korkutucu geliyor. Çünkü bazıları, örneğin ben Tuğba olarak yapay zekâya verildiğim zaman, sadece imza atıp oynamamış oluyorum. Yine de onun bizim yerimize tamamen geçeceğini sanmıyorum. Çünkü aynı şey olamaz zaten. İnsan duygusunun yerini yapay zekâ alamaz diye düşünüyorum. Bazı teknik durumlar için bize yardımcı olabilir ama oyunculuk ya da yaratıcılık açısından o kadar etkili olacağını sanmıyorum.

Tansu Sarıtaylı: Son yıllarda sinema filmlerinin dışında televizyon dizileri de ön planda. Aradaki farkı nasıl değerlendiriyorsunuz? Diziler mi daha etkili, yoksa sinema filmleri mi?

Tuğba Sunguroğlu: Sinema filmleri benim için her zaman daha etkili. Sinemaya gitmek, o vakti ayırmak, oturup büyük ekranda izlemek benim için her zaman daha özel. Tabii dizileri de izliyorum. O da farklı bir deneyim ama bana biraz tüketim gibi geliyor. O yüzden dizileri daha az izliyorum. Çünkü kendimi kaybedebiliyorum. Birkaç sezon süren diziler oluyor. Tabii onların konuları da değişiyor. Bilmiyorum, Türkiye’deki dizi sektörü de çok farklı. Mesela iki saatlik bölümler çekiliyor. Ama benim için sinema her zaman ön planda.

Tansu Sarıtaylı: Bildiğim kadarıyla Türkiye’de sinema filminden daha fazla dizi çekimi yapılıyor. Takip ediyor musunuz?

Tuğba Sunguroğlu: Evet, öyle. Türkiye’de çalıştığım bir ajans var. Geçen sene ATV için bir dizi çektim. İlk defa dizi çekimi için İstanbul’a gittim. Bana göre sistemler çok farklı geldi. Senaryo açısından da, çalışma saatleri açısından da farklıydı. O yüzden sanki bana başka bir sektör gibi geldi. Gerek sinema gerek dizi, her ikisi de görsel sanatlar ama dediğim gibi benim için çalışma biçimleri farklı. Bir de verilen ücretler de sinemaya göre farklı. Yatırım açısından da sinema için harcananla dizi için harcanan arasında fark oluyor.

Tansu Sarıtaylı: Sinemadan alınan parayla diziden alınan para arasında fark var diyorsunuz, öyle mi?

Tuğba Sunguroğlu: Sinemaya verilen para zaten daha çok komedi ve ünlülerin oynadığı filmlerde, büyük senaryolu yapımlarda farklı oluyor. Belki diziler kadar çok çekim yapılmıyor ama yine de daha fazla ses getiriyor.

Tansu Sarıtaylı: Fransız yapımcılardan teklif gelse, Fransız filmlerinde de oynamak istersiniz değil mi?

Tuğba Sunguroğlu: Tabii, tabii. Buradaki, yani Fransa’daki sinema sektörü daha farklı. Benim de hoşuma gidiyor. Burada çekilen filmlerin konuları da ilginç oluyor. Sonuçta ben bir oyuncuyum. Mesleğime, ya da işime diyeyim, burada devam etmek istiyorum. Buradaki yaşamımı da çok seviyorum. O yüzden iki tarafta da devam etmek isterim ama burada daha az proje yapabiliyorum.

Tansu Sarıtaylı: Fransız sinemasıyla Türk sinemasını mukayese ettiğiniz zaman ya da Amerikan sineması veya İtalyan sinemasıyla Türk sinemasını karşılaştırdığınızda sizce hangisi daha önde? Türk sinemasının bunlarla rekabet durumu nedir?

Tuğba Sunguroğlu: Bilemiyorum. Çünkü Türk filmleri daha sanatsal filmler. Bundan dolayı çok baskı altında olduğunu düşünüyorum. Ayrıca çok fazla yönetmen yok maalesef. Aslında onlara daha çok maddi imkân sağlansa ve yeterli bütçe bulunsa, çok daha güzel anlatılacak hikâyelerimiz var. Dünya genelinde de Fransa’da yaşayan Türkler olsun ya da İtalya’da yaşayanlar olsun, etkili işler yapılıyor ama şimdilik bana çok fazla gelmiyor. Keşke daha fazla olsa diye düşünüyorum. İnsanlar bence kendi sinemasını tanımlıyor. Amerikan sineması herkes tarafından izlenen bir sinema. Büyük yapımlar da çok yapılıyor. Fransız ve İtalyan sineması ise daha çok natüralist ve sosyal hikâyelere dayanıyor. Yani çok farklılar.

Tansu Sarıtaylı: Fark var dediniz. Son dönemde Osmanlı dönemine ait diziler gündemde oluyor. Sizce bu, Türk sinemasını daha ileriye mi götürür, yoksa Cumhuriyet döneminin yaşantısını anlatan yapımlar mı daha etkili olur?

Tuğba Sunguroğlu: Doğrusu bilemiyorum. İnsanların hoşuna gidiyor aslında, tarihi diziler falan. Zaten şu an Türkiye’de ya o tip diziler var ya da klasik Türk dizileri; zengin erkek-fakir kız hikâyeleri. Bu bana enteresan geliyor. Aslında benim çok incelediğim bir dizi türü değil ama zamanın ve zeminin böyle olduğunu düşünüyorum.

Tansu Sarıtaylı: Malum, ben bir sinema eleştirmeni değilim, gazeteciyim. Aklıma gelenleri sorduğumu düşünüyorum. Ama siz bir sinema oyuncusu olarak anlatmak istediğiniz başka şeyler var mı? Türk sineması ya da Fransız sineması adına, gelecek nesillerdeki oyuncular için bir mesajınız var mı?

Tuğba Sunguroğlu: Benim vermek istediğim mesaj, her oyuncunun sanatla ilgilenmeye ve üretmeye devam etmesi gerektiğidir. Çünkü dünyada, Fransa’da da olabilir Türkiye’de de olabilir, kültüre ayrılan maddi kaynaklar giderek azalıyor. Bu sektör ve oyuncular yine de bununla mücadele etmeli. Yaratıcı olarak yeni şeyler denemek benim için çok önemli. Onlarla devam etmek istiyorum çünkü zor bir sektör. Daha gerçekçi hikâyelerde yer almak istiyorum. Türkiye’de de olabilir, dizi sektöründe de olabilir. Dediğim gibi, anlatılacak çok hikâye var. Mültecilerin hikâyeleri de olabilir. Fransa’da da bu tür senaryolarda yer almak istiyorum. O yüzden biraz kendi yaşadıklarımı da anlatmak istiyorum.

Tansu Sarıtaylı: Mülteci konusu sizin daha fazla ilginizi çekiyor anlaşılan. Buradaki normal toplumun, Türk toplumunun yaşadığı durumları yakından takip ediyorsunuz. Tabii doğal olarak haklısınız.

Tuğba Sunguroğlu: Evet, benim gözlemim elbette yalnızca bu değil ama görünen bir gerçek var. Bunun sinemada işlenmesinden yanayım. İyi bir proje olacağını umuyorum.

Tansu Sarıtaylı: Sinema oyuncusu olmak isteyen gençlere ne tavsiye edersiniz?

Tuğba Sunguroğlu: Mutlaka oyunculuk ve sinema dersleri almalarını tavsiye ederim.
Eğitimsiz olmuyor. Bu ancak binde bir kişide olabilir. “Buyurun siz de oynayın” düşüncesiyle gelen şans binde birdir. Evet, bu şans benim yüzüme güldü. Daha evvel söylediğim gibi, Deniz Gamze Ergüven beni havalimanında şans eseri görüp teklif yaptı. Ama her zaman böyle bir teklif olacağını düşünmemek gerekir. Bu olabilir ama ders almak, eğitim almak benim için çok önemli. Özellikle tiyatro eğitimi çok önemli. Çünkü tiyatro metinleri çok zor oluyor. Çok eski, klasik metinler var. Bunları öğrendikten sonra günlük konuşmalar ya da sahneler çok daha kolay geliyor. Bir de sahneye çıkmanın enerjisi sinemadan çok farklı. O yüzden bana kendimi tanımak adına çok iyi geldi. Oyunculuk konusunda insanlarla konuşmak, tiyatroda grup olarak çalışmak gibi şeyler bence çok önemli. Kendilerini geliştirmek için bunu tavsiye ederim.

Tansu Sarıtaylı: Burada oynadığınız bir tiyatro oldu mu?

Tuğba Sunguroğlu: Okulda çok oynadım. Daha fazla tiyatro yapmak isterim ama burada da kapalı bir sektör var. Kendi topluluğunuzun olması ve onlarla çalışmanız gerekiyor. İstiyorum ama şimdilik böyle bir imkânım olmadı.

Tansu Sarıtaylı: Tuğba Hanım, bu söyleşi için çok teşekkür ederim.

Tuğba Sunguroğlu: Rica ederim, ben teşekkür ederim.

Kategori

Yorumunuzu Ekleyin

E-mail adresiniz yayınlanmayacak.