FRANSA’DA YARIM YÜZYILDIR YAŞAYAN TÜRKLERDEN MEVLÜT AKBÖYREK

185
31 Mayıs 2024 tarihinde Tansu Sarıtaylı tarafından eklendi

Yaşanılan ülke toplumuna uyum denilen şey bu olsa gerek. 50 yıldır hiçbir Fransızla kavga etmedim. 50 yıldır kötü Fransıza rastlamadım. İşte aynen böyle diyor 50 yıldır Fransa’da yaşayan Erzurumlu vatandaşımız Mevlüt Akböyrek.

Türkiye ile Fransa arasında 1965 yılında imzalanan iş gücü anlaşmasının üzerinden yarım yüzyıldan fazla bir süre geçti. 2025 yılında bu anlaşmanın 60. Yılını geride bırakacağız. Fransa’ya 50 yıl önce gelen ev hayatta olan bazı vatandaşlarımızla bu ülkede yaşadıkları yarım yüzyılı konuştuk. Onlar anlattı biz de sizlere o hatıraları ve tecrübeleri aktaracağız. Geçmişte Türkiye’deki ve bugün Fransa’daki hayat hikayelerini kendi seslerinden dinleyin. Bu yazıdaki konuğumuz 50 yıldır Fransa’nın Poissy kentinde yaşayan Erzurumlu Mevlüt Akböyrek.

Tansu SARITAYLI- Mevlüt bey, kendinizi tanıtır mısınız? Fransa’ya geleli 50 yılı geçmiş, peki buraya geldiğinize pişman mısınız?

Mevlüt AKBÖYREK- Ben Mevlüt Akböyrek, Erzurum doğumluyum, köylü çocuğuyum. 1974 yılının ikinci ayın birinde Fransa’da işbaşı yaptım. Buraya geldiğimde 24 yaşındaydım, şu anda yaşım 74. Vallahi geldiğimizde bayağı zorluklarla karşılaştık. Dil bilmemek, yol bilmemek epey zorladı bizi. Tabi şimdiki gibi dil bilen de pek yok, öyle olunca daha fazla zorluk yaşadık.

Bayındırlık işlerine kontratlı olarak geldik. O zaman bin 520 kişi aynı yerde çalışıyorduk. Konteynerlerde kalıyorduk. Kaldığımız yerdeki arkadaşlarımızdan biri akşam gelmediği zaman kimse yatmazdı. O eksik arkadaş illa gelecek. Öyle bağlıydık birbirimize. Sonra buralara alışmaya başladık.

Derken bir yıl geçti ve kontrat bitti, beni işten çıkardılar. Oturma izni yok çalışma izni yok… Burada turist gibi kaldık. Sağolsun bir Fransız öğretmen başka bir işe girmemize vesile oldu. O şekilde bir beton fabrikasında çalışmaya başladım. Orada beş ay çalıştıktan sonra Peugeot otomobil fabrikası işçi almaya başladı, beton fabrikasından çıktım araba fabrikasına girdim. Peugeot fabrikasına 1975 yılının dokuzuncu ayında başladım, 2009’un sekizinci ayına kadar bilfiil orada çalıştım. O yıl kalbimde bir sağlık sorunu yaşadım. İki damarıma baypas yaptılar. Yaşım da ilerlemişti, beni çalıştırmadılar, malulen emekli ettiler.Fakat emekli olduğum zaman kötü bir şeyle karşılaştım. Çok düşük emekli maaşı bağlandı. 2010’dan beri emekliyim ama zor geçiniyorum. Ama geçinip gidiyoruz.

İlk geldiğimiz yıllarda Fransızlar çok yardımcı oluyordu. Bilmediğimiz bir adres olduğunda icabında bizi alıp o adrese kadar kendileri götürüyorlardı. Fakat zaman izinde bizim de hatalarımız, kabahatlerimiz oldu. Fransızlar da bizden nefret etmeye başladılar. Hani ‘bir kötünün yüzünden iyeler de yanar’ derler ya. O şekilde işte. Tabi herkes kötü değil, fakat bizim toplumdaki bazı kötüleri gördükçe Fransızlar bize sırt çevirmeye başladılar.
Sonraki yıllarda çocuklarımızı getirdik, çoluk çocuk burada büyüdü. Burada okuyorlar burada çalışıyorlar. Ömrümüz burada akıp gitti. Türkiye’nin suyunu, toprağını, insanını her şeyini arzu ediyorduk, ama şartlar öyleydi.
Geçen yıl Erzurum’da 8 ay kaldım. Gördüm ki bizim insanlarımız da değişmiş. Yani Fransızlara kabahat buluyoruz ama memleketimde, Erzurum’daki insanlarımız bile değişmiş. Eski samimiyet, akrabalık, komşuluk git gide silinmeye başlamış.

Tansu SARITAYLI- Sizi üzen ve şoke eden bunlar mı?

Mevlüt AKBÖYREK- Biz iki arada bir derede kalmışız. Buraya geliyoruz yabancı, memlekete gidiyoruz ‘Almancı’ oluyoruz. Fransa’dan da gelsen Amerika’dan da gelsen adın değişmiyor, Almancısın. Biz de kendimizi arada kalmış hissediyoruz. Oraya uyum sağlayamıyoruz. Hastanesinde olsun başka yerde olsun zorluk yaşıyoruz.Şimdi bir kanun mudur nedir yeni bir uygulama çıkmış. Daha önce çalıştığımız zamanlarda, memlekete izne giderken, burada bağlı olduğum sigortadan bir sertifika veriyorlardı, Türkçe ve Fransızca bir belge. Onunla Türkiye’de tedavi olabiliyordum, çocuklarım da tedavi olabiliyordu. Fakat emekli olduktan sonra izne giderken bana 6 aylık ilacı veriyor, git ne halin varsa gör diyor adeta. Memlekette hastaneye gidiyorum para, postaneye gidiyorum para… Yani onu da hakkıyla alsalar, zoruma gidiyor böylesi. Onca yıl çalıştık, sigortamız memlekette geçmiyor. Bunun bir çaresi yok mu? Mesela Almanya’da çalışan yurttaşlarımız memlekete gittiğinde, sigorta kartlarıyla istedikleri tedaviyi görebiliyorlar. Fransa ile Türkiye arasında da bu konuda bir düzenleme lazım. Çünkü çok büyük ihtiyaç.

Tansu SARITAYLI- Burada özlemini çektiğiniz şeyler oldu mu?

Mevlüt AKBÖYREK- İlk yıllarda Fransa’da helal kesim yoktu, helal et bulabileceğimiz kasap yoktu, bakkal yoktu. Onların hepsinin eksikliğini ve özlemini çektik. Ayrıca dil bilmediğimiz için çok zorluk çektik. Bir hatıramı anlatayım, süt arıyoruz. Fakat marketi dolaştık süt bulamıyoruz. O ara arkadaş dedi ben bunu tarif edeceğim. Dedim yapma, nasıl olacak? Ben yan tarafa geçiyorum dedim. Öbür tarafa doğru gittim ama yan gözle de izliyorum. Arkadaşım eğilip iki şehadet parmağını kafasının üzerine koydu inek gibi böğürdü. Bunu gören kadın önce güldü sonra anlamış ki sütü getirip önümüze koydu. Meğer sütlerin tam önünde duruyormuşuz. Fakat sütler karton kutuda olduğu için anlayamamıştık. Çünkü Türkiye’de öyle bir şey yoktu, şimdiki gibi televizyon veya internet yok ki görelim öğrenelim. Hani daha önce televizyonda görmüş olsak kolayca tarif edeceğiz, edemiyoruz.Oradaki reyon şefi Fransız kadının bize çok yardımı dokundu. Kendisine buradan teşekkür ediyorum. Bende küçük bir Fransızca-Türkçe sözlük vardı. Ver ben bakayım dedi. Sözlükten süt kelimesini buldu gösterdi. O şekilde bir şey daha öğrenmiş olduk.

Tansu SARITAYLI- Mevlüt bey anlaşılan ilk yıllarda epey zor günler yaşamışsınız.

Mevlüt AKBÖYREK- Doğru. O yıllarda Türkiye’de çok az evde televizyon vardı. Her şeyi de göremiyorsun. Zorluklar çok yaşanmışlıklar çok. Başka bir hatıramı anlatayım. Bir gün armut alacağım. Meyveler sıra sıra dizili. Sıraya girdim, elimi uzatıp alacağım ama orada başka biri olduğu için armut ya önde kalıyor ya arkada. O zaman da ben çok utanıyordum, elimle göstersem işaret etsem herkes bana güler diye. Sıradan çıktım, tekrar sıraya girdim hem de üç defa. Fakat tam karşısına gelmediğim için almadan bıraktım gittim. Yani en basit şeylerde bile zorluk yaşadık.

Tansu SARITAYLI- O yıllarda Fransızlarla aranız nasıldı?

Mevlüt AKBÖYREK- İşin gerçeğini konuşmak lazım. Fransızlar iyi adamlardı, gerçekten efendiydiler. İnsanı güzel karşılıyorlardı. Fakat biz zamanla onları suiistimal ettik. Biz de sütten çıkmış ak kaşık değiliz. Bizim de çok kabahatimiz oldu. Mesela markette süt ararken bize yardımcı olan kadının kocası da oranın direktörüydü. Biz 18 kişiydik. Çok fazla erzak aldığımızda, kendi arabasıyla bizi alır yerimize götürürdü. Hatta o kadınla kocası Türkiye’ye de gitti. O Fransız karı koca çok iyi insanlardı. Fakat bizim de suistimallerimiz oldu.Fakirlik vardı, iş bulamıyorduk. Memleketimizden kalktık buralara geldik. Yıllar geçti, Allah nasip etti çalıştık iyi kötü kazandık. Allah bereket versin, ihtiyaçlarımızı giderdik, ailemizi toparladık. Şimdi yaşlandık, sağlığımız bozulmaya başladı. Memlekette de olsak burada da olsak ömür geçiyor. Yani hayat bu başka nasıl olur bilmiyorum.

Tansu SARITAYLI- Türkiye gittiğiniz zaman nasıl hissediyorsunuz, nasıl karşılanıyorsunuz? Ömrünüzün büyük bölümü Fransa’da geçmiş, memlekete uyum sağlamada zorlanıyor musunuz?

Mevlüt AKBÖYREK- Türkiye’ye varıyoruz, bize ‘Almancı’ diyorlar. Hele arabayı, plakayı gördüler mi bizim millete Allah yardım etsin. Çok büyük fırsatçılık var çok büyük insafsızlık yaşanıyor. Bu durum benim çok zoruma gediyor. Tanıdığın adam bile sana kazık atmaya çalışıyor. İnsanlık ölmüş.Fakat Türkiye’deki şartlara uyum sağlamaya çalışıyoruz. İster istemez şartlara uyacağız. Sonuçta vatanımız, ben vatanımı çok seviyorum. Benim köyüm 70 haneydi 12 haneye düşmüş. Çok göç olmuş gazeteci bey. Çok göç olmuş Tansu bey.

Gençken Fransa’dan çıkar, oyalanmadan köyüme giderdim. Yani İstanbul’da, Ankara’da, Sivas’ta akrabalar var, hiçbirine uğramadan, illa hemen köye gideceğim diye direksiyon sallardım. Köyün girişine varınca şöyle bir bakar “Hele vardık” derdim. Öyle bir özlem, öyle bir sevgi vardı. Çünkü doğduğum, çocukluğumu yaşadığım, büyüdüğüm yer. Orada eskiden öküzümüzü otlatır, danaları, kuzuları izlerdik. O zamanlar köyümüz kalabalıktı, millette sevgi saygı vardı. Bunlar şimdi yok olmuş. Ne insan kalmış ne saygı. Şimdi köye gidip hemen geri dönüyorum. Köyde küçük biraderim var. Bir gece kalıyorum, Erzurum merkeze dönüyorum. Çünkü köyde konuşacak kimseyi bulamıyorsun. Köyü çok severdim ama artık olmuyor. Ben mi böyleyim, herkes böyle mi hissediyor bilemiyorum.

Tansu SARITAYLI- Peki Fransızların buradaki Türk toplumuna veya Türkiye’ye bakışı nasıl?

Mevlüt AKBÖYREK- Eğer tanıdığım bir Fransız beni nasıl görüyorsa, hani ben iyi birisi isem adam zanneder ki Türkler hep böyle iyi. Ama ben kötü birisiysem, üçkağıtçılık yaparsam, adamı dolandırmaya çalışırsam benden nefret eder. Türklerin hepsinin kötü olduğunu düşünür.Benim çok Fransız arkadaşım oldu. Kadın olsun erkek olsun. Fransız arkadaşlarımı Türk günlerine ve bayramlara da götürdüm, çok memnun kaldılar. Yani Fransızlar çok rasist (ırkçı) değiller, yani yabancı düşmanı değiller aslında. Fakat karşısındaki insan kötüyse, nefret etmesi normal. Her insan bir değil. Türkiye’de de durum aynı. Mesela iyi bir arkadaşın olursa iyi ortamlarda iyi insanlarla, iyi bir toplumla haşır neşir oluşursun.

Biraz önce anlattım, marketteki kadın ve kocası iyi insanlar. Tek çocukları vardı. Arabayla Türkiye’ye gittiler. Hatta benim köyüme kadar gitmişler. O zaman ben karımı getirmemiştim. Benim hanımın fotoğraflarını çekmişler, annemin, babamın fotoğraflarını çekmişler. O fotoğrafları bana getirdiler, sağolsunlar.

Şimdi işin gerçeğini konuşalım. İyiysen iyi örnek olursun, kötü şeyler yaparsan bütün toplum için kötü örnek olursun. Benim 1974 yılından bu yana hiçbir Fransızla kavgam olmamıştır. Ne kavga ettim ne dolandırdım. Buna karşılık çok arkadaşım oldu, çok da gezdim. Eskiden arabayla Fransa’nın her yerine gittim, hiçbir kötü insanla karşılaşmadım. Kendi gözümle gördüm, tecrübe ettim. Durum böyleyken ben bu adamlara nasıl iftira atarım?

Tansu SARITAYLI- Bunca şey yaşadınız, anlattınız, peki Fransa’ya geldiğinize memnun musunuz Mevlüt bey?

Mevlüt AKBÖYREK- Vallahi şu anda değilim. Burada 1990 yılına kadar bekar hayatı yaşadım. Memleketteki eşimi ve çocuklarımı 1990 yılında getirdim. Ellerinizden öper 6 tane çocuğum var. Fakat çoluk çocuğu getirmekle hata etmişim gibi geliyor. Çünkü okumadılar. Ha, kötü işler mi yaptılar, hayır. Fakat iyi eğitim almasını istedik ama aldıramadık. Artık kabahat bizde mi çocuklarda mı Allah bilir.

Yine de Allah’a şükür benim çocuklarım sağlam, düzgün. Fakat onların çocukları ne durumda olacak? Bunun sorumlusu da benim. Yani bunları düşündüğüm zaman pişmanlık hissediyorum. Şimdi çocuklara haydi toplanın memlekete dönelim desem hiçbiri gelmez benimle. Çünkü hepsi evlenmiş barklanmış, burada kendi düzenlerini kurmuşlar, onların çocukları var artık. Fakat gelecek nesil kaybolacak diye tahmin ediyorum. Doğru veya yanlış, benim şahsi görüşüm böyle.
Fakat artık, dil zorluğu yok, helal ürün sıkıntısı yok, her şeye ulaşma imkanı var. Ha burada yaşamışım ha Türkiye’de.

Tansu SARITAYLI- Mevlüt bey bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Size ve yakınlarınıza sağlıklı, huzurlu günler diliyoruz.

Kategori Tag

Yorumunuzu Ekleyin

E-mail adresiniz yayınlanmayacak.

6 + 3 =